16 Şubat 2017 Perşembe

Ya Gel Büsbütün Ya Da Git Artık

 
Binlerce kez kırılır mı bir kalp... Kırılırmış meğer...
Sana ne yaptım ben bilmiyorum. Beni yokluğunla tanıştırmadan önceki ben; ben bile değildim üstelik. Bana beni unutturan adamdın, beni kendin yapandın sen. Sen olabilmek için kendimden vazgeçtiğim günlerde anlayamadım bunun ne demek olduğunu. Bu hayatta ilk kez senin için; kendim olmaktan vazgeçtim. Son kez de senin için vazgeçmiş olacağım kendimden.
Nereye kadar kaçabilirim ki sensizlikten.
Bana kim olduğumu unutturan, bana benden nefret etmeyi öğreten, bana uzaktan bakıp hakaretler savuran. Neden bu kadar çok sevdim ki seni ben. Hiç unutmayacağım dudaklarından dökülen sözcükleri. Hiç unutmayacağım gözlerindeki aşağılamayı. Hiç unutmayacağım seni beyaz atlı. Başkalarını dinlerken beni hiç duymayışın hep aklımın bir köşesinde olacak. Kimse senin mutlu olmana katlanamıyorken, sana kucak dolusu mutluluk getiren benden nasıl kaçtığını hep bileceğim. Tüm bunlara rağmen seni sevmeye doyamayan kalbim kızıyor bana bu günlerde. Tüm o kötü günlere inat yanında olmak isteyen kalbim. Sende de farklı değildir durumlar biliyorum. Sende kendinden nefret ediyorsundur hala beni özlediğin için.
İnsan hayatında sadece bir kez aşık olurmuş. Kim uydurmuş ki bunu. Ben binlerce kez aşık oldum sana. Ben seni her gün bir başkası gibi sevdim. Bir gün yanımda beni kötülüklerden kurtaran olmanı sevdim ben. Bir gün bana yemek yapan mükemmel bir aşçı olmanı. Bir gün beni koklarken kendini unutan, bir gün ben uyurken beni seyreden olmanı sevdim. Ben sende çok şey sevdim beyaz atlı. Hayatta bildiğim öğrendiğim her şeyi yerle bir etti hayatıma girişin. Ardından yeni şeyler öğrenmeyi sevdim seninle. Seninle yaşadığım yeni hayatı daha çok sevdiğimde; eski senin beni terk edişini bile sevdim. Doğru olduğuna inandığın şeyi yapmanın gücünü sende gördüm ben. Nasıl gittiğini hiç anlayamamıştım önceleri. Sonra anladım hiç gitmemişsin aslında. Bir insan giderek kalmayı nasıl başarır senden öğrendim ben. Bu yüzden ne kadar uzağa gidersem gideyim hep seninle kalacağımı biliyorum artık. Biz çok kez kaçtık birbirimizden. Çok kez kurtardık kendimizi cevabı olmayan sorulardan. Çok kez acıttık kalplerimizi. Bu kadar çok acı çektiysek bu kadar çok ta sevmeliyiz birbirimizi. Çünkü anlıyorum insan sevmeden acı çekmiyormuş. İnsanın canını en çok acıtan şey geçmek bilmeyen, bitmek bilmeyen kocaman bir sevginin varlığını görmezden gelmeye çalışmakmış meğer. Ben seni görmezden gelmeye çalıştığım her gün daha çok acıyor kalbim.
Ne olacak şimdi beyaz atlı. Yaşananları unutamayan aklımızı karanlık bir odaya hapsedip arınmasını mı bekleyeceğiz. Tekrar savaşmak için güçlü olduğumuzu hissedeceğimiz ana mı adaklar adayacağız. Sen ve Ben Beyaz Atlı... Ne zaman BİZ olacağız...
Kalbim seninle ne kadar güçlüyse aklım senin yanında o kadar çaresiz artık. Tüm sorular sorulmuş ama tek bir cevap bile alınamamış sevgiden... Geriye kalanlarla çırpınıp duruyoruz kıyılarda. Yüzmeyi bilmemize rağmen bize yasak derinlere açılmak... Ancak uzaktan seyredebiliyoruz... Ancak hayalini kurabiliyoruz yasaklanmamış bir hayatın... Bana seni yasaklayan sen, seni benden koparan ben... Biz neler yaptık birbirimize... Biz neden bu kadar yanıldık beyaz atlı...
Düşününce bizi aklıma takılan binlerce sorudan öteye geçemiyorum. Aklımı susturup kalbime bakınca tek görebildiğim senin aşkın... Sessizce sonrasını umut ediyor kalbim. Sessizce gelmen için sana yalvarıyor... Sessizce sana doğru koşmamı haykırıyor bana... Ben ne zaman sana koşsam o kadar acıyor kalbim... Sana her geldiğimde bir kez daha anlıyorum, aslında hiç gitmediğimi. Sana her dokunduğumda bir kez daha anlıyorum, hiçbir şeyin bitmediğini. Başımı göğsüne her koyduğumda bir kez daha anlıyorum sen yokken kendim bile olmadığımı aslında...

Kalbimi parçalara ayırıp duran sensizliğin üstüne örttüğün ellerin yok artık. Hayatta var olduğumu hissedebilmek için seviyorum önüme çıkan her şeyi... Hiçbir sevgi henüz sana benzemedi beyaz atlı ama pes etmeyeceğim. Ellerinin yerini tutan bir kalp bulana kadar inatla sevmeye devam edeceğim. birilerini ya da bir şeyleri...

12 Temmuz 2016 Salı

Bağlanmak


Kahraman olmak kolay değil bugünlerde. Kahraman bulmaksa neredeyse imkansız. Ömrüm gerçek kahramanımı bekleyerek geçecek sanırdım. Yazılmış aşk kitaplarında okuduğum ve çekilmiş romantik filmlerde gördüğüm şeylerin; gerçek olamayacak kadar güzel oldukları aşikardı. Anlamak istemiyordum. Aşk vardı ve birgün karşıma geçip "neredesin sen yıllardır" diyerek ayrı geçirdiğimiz günlerin hesabını soracaktı benden. Bu kadar büyülü bir aşk hiç var olmamıştı hayatımda. Bu yüzden öyle çok inandım ki bir gün onu bulacağıma, en çok bu çocuksu inancım zedeledi kalbimi.
Bir kahraman buldum sandım. Başlangıçta doğruydu belki. Nereye gitsem o vardı yanımda eksik kahramanım, yüzüne ne zaman baksam yanımda olmanın ona kattığı mutluluğu görebilirdim. Sıcacık gülümserdi. Sonra birgün anladım ki daha hiç birşey görmemişti bu hayatta. Acıyı henüz tatmamıştı. Her ne kadar kabul etmese de kimseyi sevmemişti henüz. Henüz uğruna canını vermeye razı olduğu bi kalpten kovulmamıştı. Daha hiç kendisi olmamıştı. İnatla kendi olmaya çalışırken farkettim ki tüm yaptığı şey kaçmaktı kendinden.

Birine bağlanmak onu sevdiğine inanmaktan çok daha fazlasıdır eksik kahraman. Birine bağlanmak öncelikle sadece onun için yaşadığını kabullenmektir. Birine bağlanmak onunla el ele sokaklarda dolaşmak değildir, birine bağlanmak onun kokusuna kendini bırakıp uykuya dalmaktır. Uyandığında bunun bir rüya olmadığına ve onun hala yanında olduğuna şahit olmaktır birine bağlanmak. Birine bağlanmak onu hunharca kırmak demek değildir eksik kahraman, onu mutlu etmek için elinden geleni yapmaktır. Birine bağlanmak o gülerken ona eşlik etmek değildir sadece, ağladığı zamanlarda da onun yanında olmaktır. Bağlanmak öyle kuvvetli bir duygudur ki ne aşk ne sevgi bağlılığı elinden alınan bir insanın acısını hafifletemez. Çünkü bağlanmak vazgeçmektir kendin olmaktan. Bağlanmak artık o olmaktır. Her nefesinde onu düşünmek kalbini kırmamak için elinden geleni yapmaktır.

İnsanlar hep alışkanlık sandı birine bağlanmayı. Ben onlara hiç inanmadım. Alışkanlıklar geçicidir bağlanmanın yanında. Bak kendine ne çabuk kurtuldun alışkanlıklarından. Öyle ki sen bile hatırlamazsın bazılarını ama ben unutmadım. Ben çok şey gördüm eksik kahraman. Çok fazla yaşadım belkide. Hiç pişman olmadım nefes aldığımdan ama çok kez istedim almamayı. İnsanın yüreğine hançer gibi saplanır bağlandın şeyin senden koparılması. Öyle çok acır ki için nefes almak anlamsızlaşır. Farkettim ki çok farklıyız seninle eksik kahraman. Sen alışkanlık sandın birine bağlanmayı, bense bir kez daha bağlanırsam kaybolacağımı anladım.

Sen beni bir çeşit alışkanlık sanıyosun hayatındaki. Birlikte uyandığın, birlikte film izlediğin, birlikte yemek yaptığın ya da sohpet edebildiğin. Sen yanılıyorsun eksik kahraman. Sen hislerini ancak ben olmadımda anlayabileceksin. Telefonuna bakıp bakıp mesaj atmasını beklediğin, sosyal medyadan takip edip onu kıskandığın veya yanında olmasını istediğin insan geride kaldı. O alışkanlıktı doğru. Benim yokluğumda bunları yapmayacağını biliyorum. Hatta başlarda o kadar acıtmadı diyebileceksin kendine. Bağlanmak böyle bişey eksik kahraman.
Biri koparıp alır senden onu ve sen hiç bişey olmadı sanırsın. Sonra günler geçmeye devam eder. Taa ki bir gün yolda önünden giden birini bana benzettiğin ana kadar, ya da birlikte gittiğimiz bir cafeye adım attığında orda olup olmadığımı merak edene kadar. Yoldan geçen birinde benim kokumu duyup boğazına bir yumru gibi oturduğunda ayrılık, o zaman anlayacaksın. Bunun aşktan, sevgiden veya alışkanlıktan çok daha fazlası olduğunu ve o günden sonra hissedeceksin gerçekten gitmiş olduğumu.

Bense kaldığım yerden devam edeceğim yaşamaya. Daha fazla kırık daha fazla üzgün ve daha fazla eksik olacağım senden sonra, ama hayatta kalacağım. Çünkü sen olmadığın zamanlarda da böyleydim ben. Kırık yalnız ve mutsuz. Farklı olan tek şey biraz daha acımasız olacağım artık. Biraz daha zor bağlanacağım birine, biraz daha sert olacağım.

İnsanı öldürmeyen acı güçlendirirmiş. Senin buna ihtiyacın var eksik kahraman. Daha güçlü olman gerek, bunun için de biraz daha kırılman gerek. Sana bunu yaşatan insan olmak istemezdim eksik kahraman, sen bunu yaşadıktan sonra hayatına girecek insan olmak isterdim. Sevmeyi öğrendikten sonra beni sev isterdim ama bu mümkün diil. Ben bundan sonra senin hayatında, sana sevmeyi öğreten kadın olacağım. Sense benim hayatımda, bana sevilmeyi unutturan adam olarak kalacaksın. Burda ayrı yollara gidiyoruz eksik kahraman. Umarım yaşadıklarımız eksik olan yanını tamamlamana yardımcı olur. Umarım bir gün o eksik gider ve gerçek bir kahraman olmayı başarabilirsin.

Yazdıklarımı okumanı ve anlamanı istemiyorum senden. Eğer anlayabilecek olsaydın sana bunları söyler ve bize bir şans daha tanırdım ama yaşamadan anlamayacaksın. Her çarpık ve yanlış iliskide gelinen noktadayız seninle, her son gibi buda üzücü ve gerçek. Bir cümlede "ayrılık" kelimesi varsa eğer geriye kalan tüm sözler anlamını yitirmiş demektir. Bu yüzden yazdıklarımın hiç bir anlamı olmadığını biliyorum. 

Sen ve ben eksik kahraman yanlış zamanlarda yanlış yerlerde bulunan iki yabancı gibiyiz. Sen benim için biraz geç geldin hayata, ben senin için fazla erken. Ne ben seni anlayacağım, ne sen beni anlayacaksın. Böyle devam edecek hayat, taa ki bigün başka bir hayalde birbirimize rastlayana kadar. Sonsuzlukla kal.(E.F.)

3 Ocak 2014 Cuma

İhanet Sapağı

Sen yokluğunun içinde kendine yaşamsal zevkler üretirken, ben parçaladım içimde kalan tüm varoluşları. Bu yüzdendi en çok sen yaşarken bu hayatı, en çok ben öldürdüm geceleri. Benim de bir hayatım vardı elbet ve onu ayakta tutmaya yetecek olan hayallerim. Seninse sadece günlerin ve gecelerin. Sen yarını hiç düşünmedin sevgilim. Ben geçen her saniye köprüler kurarken sonsuzluğa. Sen her nefes alışında yıkılırdı sonsuzluk düşlerim. Ben hayallerimin görünmez elleriyle inşa ederken toz pembe şehrimi, sen yokluğunu fırlattın her defasında gökyüzüne. Sana açılan pencerelerde hayallerim vardı görmedin. Şimdi can sıkıntını hafifletecek bir arayış içerisindesin. Bugüne kadar hiçbir anı planlamadığın için bilmiyorsun ne yöne gitmen gerektiğini bile. Yıkılan şehrimden kalan tozlar ayaklarının altında ezilirken, öyle mutsuz ve öyle dalgınsın ki sevemem bu halini. Üstelik yakınında bile değilsin artık koparıp attığın düşlerinin. Düşsüzlüğün yayılıyor sevgilim dört bir yana, ayaklarının altında ezilen hayaller şehrimin tozlarına karışıyor. Senin yanında koruyamıyorum en saf halimi. İlk sen başlattın bu ihaneti sevgilim. Hayallerime başka elleri ilk sen bulaştırdın. Oysa ben ilk kez inanmıştım. Hayallerimin görünmez elleriyle bir şehir kurabileceğime, her gün bir başka hayal katıp üzerine güneşle şehrimi ısıtabileceğime inanmıştım. Şimdi bu inançların eşiğinde boğulurken kalbim. Gecelerimi bağışlıyor ihanet sapağına ellerim. Başka bedenlere ulaşıyor bedenim ve her doğan gün aynı acının eşiğinde yavaş yavaş eriyor sensizliğim.

Hayaller Kelebekler Gibidir

Aşk kokan soluğunda kayboldu tüm gerçekler. Sen her nefes alışında yalnızlığı çekerken içine. Ben sakladım kalabalık yüzümü senden. Seninleyken en çok, senin kadar yalnız olmak istedim ben. Bütün kalabalığı unutup hayallerine uzanmak ve gerçek oluşlarına hayranlıkla bakakalmak. Seni bu denli üzen şeyin; bir başkasına duyduğun derin bir aşkın içini yakan sızısı olduğunu bilemedim. Kim bilir ne çok sevmiş ne çok acı çekmiştin. Tıpkı beni seven erkeklerin asla onların olamayacağımı anladığında hissettikleri gibi. En çok onlar için üzüldüm ben. Hiçbirini kurtaracak gücüm kalmamıştı diye. Onlar hiç bilmediler. Ne zaman gözlerinin içine bakmak istesem, orada seni göreceklerinden korkarak kaçırırlardı gözlerini. Bense en çok anlamalarını istedim. Ben kimseye söyleyemedim hissettiklerimi. Kimse üzülsün istemedim. Ama anlıyorum artık onlarda senin gibidir şimdi. Her nefeslerinde biraz daha yalnızlık... Şimdi bende sana bakmaya korkuyorum işte. Çaresizce uzaklara takılı kalıyor seni dinlerken gözlerim. Dikkatimi dağıtmak ve kaçmak için gözlerinden farklı detaylara boğuyorum kendimi. Yüzünün keskin hatlarında kaybediyorum gerçekleri. Dudakların sıkıntıyla her aralanışında ciğerlerine dolan yalnızlığa karışmak istiyorum. Yalnızlığın kadar yalnız olmak. O zaman belki unuturum sensizliği. Şimdi sende beni üzmek istemiyorsun işte. Ne zaman ve nerede bitecek bu döngü kimbilir? Hadi bırak elini artık yalnızlığın. Hayallerini serbest bırak. Onlar olmadan yaşamaya devam edemezsin. Doğmasına izin vermediğin güneşi bir daha asla göremezsin. Bırak artık hayallerinin sen kokan yalnız ellerini. Çünkü geriye kalacak olanlar o kadar güzel ki. En çok onları yaşamanı isterim. Hayallerine atacağın her adım onlara senden yaşama sevinçleri götürecek biliyorum. Onlara her uzanışında biraz daha görünür olacaklar. Hayallerinin üzerini aşılamaz bir yalnızlıkla örmekten vazgeç. Bir gün gerçek olacaklar ve sen ancak o zaman mutlu olacaksın biliyorum. Çaresizlik şarkılarını unut. Bir insanın ne kadar güçlü göründüğü değildir önemli olan, ne kadar umudu olduğudur. Sen bu yalnızlık örtülerinden kurtarmadıkça bedenini. Her gün biraz daha kaybolacak hayallerin biliyorum. Sen bile fark etmeden çoktan gitmiş olacaklar. Ben inatla gözlerimi kaçırırken sen inatla çaresizliğini anlatacaksın ve bu hiçbir zaman bitmeyecek. Oysa hayal kurmak ve umut etmek birşeyleri o kadar güzel ki yaşa isterim. O kemanı çalmayı öğrenmeli, kelebekler vadisine gitmelisin. Yalnızlık dört bir yanını kuşatmamışken geri dönmek için kendine yeni bir yol seçmelisin. Bu yolda seni bir daha hiç göremeyeceğimi biliyorum ama hiç korkmuyorum bundan. Çünkü bu kısır döngüde yıllarımı geçirdim ve kabullendim bu yolu. Ben zaten bu yola çıkmadan önce vazgeçmiştim hayal etmekten. Sende bir gün benim yerimde olma istiyorum. Hiç kimseye bakmaktan korkma istiyorum. Yaşa istiyorum, kalan üç-beş aylık ömründe hayallerine tutum istiyorum. Çok az kaldı... Ölümün ayak izlerini görebiliyorum yüzünde. Ensendeki ter damlaları ömründen arta kalan kısacık zamanı hatırlatıyor her gördüğümde. Hayaller kelebekler gibidir isimsiz kahraman ve her dün güneşle birlikte yeniden doğarlar. Eğer inanırsan onlara sımsıkı sarılabilir ve onlarla sonsuzluğa kavuşabilirsin...   

(01.09.2012)

22 Ekim 2012 Pazartesi

Geriye Kalan

  
   Sustun... İçini en çok acıtan çok fazla şey söylemiş olmamdı. Haklıydım bunun için sustun. Asla söylemek istemedim ama tutamadım kendimi. Çünkü benim yaşadıklarımı yaşama istedim. Benim gibi olma, bu kadar çok kırılma. Senin için her şey ihtimallerden ibaretti dostum. O kadar çok boşluk var ki kalbinde kırılmak için, susmak hakkın şimdi.

   Bırakmalı mıyım seni tüm o boşlukla yalnız bilmiyorum. Ama gitmek zorundayım. Çünkü hiçbir zaman anlamayacağını biliyorum. Kırılgan bedenine dokunan her elin, yıllar sonra keskin tırnaklara dönüşüp kalbini parçalayacağını anlamayacaksın. Biliyorum çünkü bende yaşadım tüm bunları.

   Aşka inandığım zamanlardı. Birini sevmenin kutsallığına bedenimi tüm çıplaklığıyla sunduğum zamanlardı. Birini sevdiğinde bu duygunun üstüne geçebilecek hiçbir şey olmadığına inanırsın. Biliyorum birini sevdiğinde zaman hızla akıp gider. Tutmak istemezsin, içinde olmak istemezsin. Zaman dursun ve sevdiğin hep yanında olsun ister hızla çarpan kalbin. Tüm çıplaklığınla yanındasındır ya zaten. Daha ne kadar arınmış olabilirsin ki kötülüklerden. Biliyorum sevdiğinde hiç kar yağmaz kalbine. Sevdiğinde bu duyguyla öylesine dolup taşarsın ki ısıtır içini sen farkına bile varamadan. Gökyüzünde hep güneş ve ellerinde sevdiğinin elleri. Daha iyi ne olabilir ki.
   Sonra yavaş yavaş hazırlanır kalbin teslim olmaya. Güvendikçe inandıkça daha da savunmasız kalırsın. Gözlerinin gördüğü kulaklarının duyduğu doğru değildir artık. Çünkü en yüksek ses kalbinden duyulur biliyorum. Görsen de duysan da umursamazsın. Bilirsin çünkü, onun da tıpkı senin gibi, sevdiğinin kalbini kıramayacak kadar çok sevdiğini. Buna inanmışsındır bir kere.
   Bende yaşadım dostum. Kalbimin sesine kulak verdiğim ve sevgiye susadığım zamanlardı. Bir erkek geldi ve kahramanı oldu kalbimin. Çünkü başını göğsüme koyduğunda kalbimi duyabildiğine emindim. En çok sevgiye inandım. Sevmek o kadar güzeldi ki, asla üzmezdi seven bir kalbi. Yaşadığım şey aşktı ve ben artık ben değildim. O güne kadar inandığım koruduğum ve arkasında dimdik durduğum değerlerin bir önemi yoktu. Aşk vardı çünkü. Sandım ki bir annenin çocuğunu sevdiği gibi seviyorum aşkla gelen sevgiliyi. Sandım ki bir dostun sıcak bir gülümsemesini görüyorum. Evladını koruyan bir babanın kollarında uyuyorum geceleri. Öyle çok inandım ki hiçbir şeyin bu duygudan daha güzel olamayacağına, bıraktım kendimi aşkın kollarına.
   Aşk demek benim için huzur demekti. Aşk ne kadar koşarsam koşayım yorulmayacağımı bilmekti. Aşk kendimi onun kollarında güvende hissetmekti. Aşk bana sımsıkı sarıldığında bir bütün olduğumuza inanmaktı. Tenim onun teninde mis gibi kokar ve gözlerim gözleriyle her buluştuğunda bana bizi anlatırdı. Aşk sessizlikti hayatımda. Ondan başka hiçbir şey önemli değildi. Aşk vardı dostum. Aşka dokundum, onu öptüm, onunla dolup taşana kadar içime çektim kokusunu. Çünkü her nefes özgür bırakırdı aklımdaki düşünceleri ve düşünmediğim her an biraz daha unuturdum herkesi. Unutmak en güzeliydi. Unutmak imkansızı başarmaktı artık. Çünkü aşıktım ve aşktan başka hiçbir şeyi düşünemez olmuştu kalbim. Aşk vardı ve o kadar kırılgandı ki onu korumak için her şeyi yapmaya hazırdım.
   Aşkın zayıf yüzünü görürdüm en çok. Çünkü aşk zayıflıkla başlamıştı beni hayatımda. Aşk hiçbir zaman önüne geçilemeyecek kadar güçlü bir duygu olmadı sanki. Aşkı korumak için ona tutunmam gerektiği hissene öyle çok kaptırmıştım ki kendimi, hiçbir zaman anlayamadım. Aşkın benden ve ondan daha güçlü olduğunu. Aşkın doğasında var olan egonun her gün biraz daha içime işlediğini anlayamadım. Kalbim sevildiğini hissettikçe ruhuma dolup taşan huzurun, aşkın egosuyla beslendiğini anlayamadım. Kendimi yenilmez sanırken, etrafımdaki herkese aşkın ne kadar güzel bir duygu olduğunu anlatırken, ruhumu onun ruhuna teslim etmenin büyüsüyle dolup taşarken anlayamadım.
   Oysa aşk hiçbir zaman kırılgan olmamıştı. Aşkın önüne geçmeye çalışan her duygudan aşkı koruduğum günlerde, içimdeki aşkı ve onunla gelen egoyu daha çok güçlendirdiğimi anlayamadım.
   Kıskançlık gerçekti, çünkü bir insan bir insanı ancak hakkı olduğunda kıskanabilirdi. O benimdi artık ve benim olan bir şeyi bir başkasıyla paylaşamazdı. Aşka uymayan bu paylaşma duygusunu hissettiğimde, karşımdakine inanmazsam aşkın yıkılacağının ve kalbimi parçalayarak çıkıp gideceğinin farkındaydım. Bu yüzden aşka tutunmayı seçtim ben en çok. Bu kadar güzel bir duygunun gitmesine izin veremezdim. Daha önce kimsede görmediğim davranışları bana göre sıradandı.
   Çünkü aşk vardı ve her an dağılıp gidebilecek kadar kırılgandı. Anlayamadım kalbime dolan aşkın beni her gün biraz daha güçsüz bıraktığını. Düşüncelerimi ele geçirdiğini ve mantığımı iz bırakmadan yok ettiğini anlayamadım. Aşkla dolup taşan o günlerde gördüklerim sıradan duyduklarım önemsizdi ve her yeni gün farklı bir güneş doğardı.
   Sonra bir gün aşk aniden çıkıp gitti. Bir nefeslik zamanda gözlerini bir daha açmayacak kadar sıkıca kapatıp gitti. Göğsümü parçalayan acı aşkın gidişi değildi dostum. Beni yakıp kavuran şeyi o an anlamıştım. Aşkın aslında hiç var olmadığını anlamıştım. O kadar kolay gitti ki geriye bıraktığı yoklukta kendimi aramam gerektiğini bile anlayamamıştım.
   Gitti...
   Artık ellerim onun ellerinde değildi. Artık içime dolan koku onun kokusu değildi. Artık kalbimi dinleyecek bir kalp kalmamıştı. Artık sıkıca sarıldığında ben olmayı başarabilen bir sevgili kalmamıştı. Karşımda gördüğüm tek şey sevgiliden kalan cansız bakışlardı ancak. Karşımda gördüğüm eller artık bana dokunamayacak kadar güçsüzdü. Kolları boynuma bir daha asla dolanmayacaktı ve bir daha hiç kimse ben olamayacaktı. Çünkü aşk ruhuma dolan tüm çıplaklığını alıp gitmişti artık.
   Aşk sonsuz bir boşluğun içinde kaybolup gitmişti. Aşk içime doldurduğu bütün o sevinçleri bütün güveni ve bütün masumiyeti alıp gitmişti. Artık insanlara karşı dimdik durabileceğim bir egoyla beslenmiyordu kalbim ve artık geceleri ısıtan yakıcı sıcaklığı gitmişti. Bir başka bedende asla bulamayacağım, bir başka gözde asla göremeyeceğim güzelliği dağılıp gitmişti.
   Şimdi anlıyorum dostum gerçeği. Aşk gitti diye ağladığım o günlerde karşımda duran ve akan her damla gözyaşımla dalga geçen histi aşk. Aşk insanların kayboluşlarını izlerken büyüyüp güçlenen bir duygudan başka bir şey değildi. Aşk sahip olmak mümkün değildi. Aşk istediği zaman gelip kalbimizi doldurma hakkına sahipti ve zamanı geldiğinde arkasına dönüp bakmadan giderdi.
   Savaştım... İçimde kalan kırık dökük anılarla ve bedenimi karartan güneşli sandığım gecelerle savaştım. Ne zamanı geri alabilirdim ne de aşkı. Hep bir dönüş yolu olduğuna inanmıştım. Geri dönebilir ve aşka onu istemediğimi bağıra bağıra söyleyebilirim sandım hep. Oysa bunların hiçbiri mümkün değildi. Şimdi benden kalanlarla yaşamanın derdindeyim. Aynada gördüğüm yüze dokunup onu hissetmeye çalışarak yıllarımı geçirdim. Kendi boşluğumdan bir adım öteye gidemedim. Çünkü aşk gitti... Şimdi aynada gördüğüm bu boş beden aşksızlıkla kavruluyor geceleri. Aşk gitti ve ben kırılmış kemiklerimle ayakta duruyorum şimdi.
   Yıllar geçti dostum... Bir daha hiç gelir diye beklemedim aşkı.
   Ne zaman biri başını göğsüme yaslasa kocaman bir sessizlikle dolar içi. Korkar ve uzaklaşır. Oysa ben gerçek huzurun aşk gittikten sonra başladığına eminim artık. Aşk gitti... Geride bıraktıklarımı toplamam yıllar sürdü doğru, ama hiç pes etmedim. Çünkü aşk benim güçsüzlüğümdü. Aşk bana ait olamayacak kadar yalnızdı. Sana her dokunduğumda sevginin ne olmadığını anlıyorum dostum. Çünkü ben hiçbir zaman kıskanmadım seni. Seni hiç sahiplenmedim. Sen, olduğun gibi, göründüğün gibi o kadar bensin ki ben seni hiç üzmedim. Tıpkı bir annenin bebeğine dokunduğu gibi okşadım yumuşacık saçlarını. Tıpkı bir babanın kızını koruduğu gibi sen uyumadan kapamadım gözlerimi.
   Şimdi anlıyorum gerçek aşkın ne demek olduğunu ve neyi yıllarca aşk sandığımı anlıyorum.
    Artık aşık olmaktan korkmuyorum. Çünkü gerçek aşk asla incitmez.
    Gerçek aşkta şartlar yoktur ve hiçbir zaman değişmek zorunda kalmazsın.
  Gerçek aşkta beklentiler yoktur, düzelir umuduyla hiç kimsenin yanında kalmazsın.   Gerçek aşkta sahiplenmek yoktur. Çünkü aşk birini kanatlarını söküp atamayacak kadar çok sevmektir aslında.Aşk gelir ve gülümsersin. Gerçek aşkta her şeyi olduğu gibi seversin. Artık ağlamana gerek yoktur aşk gelmiştir sonunda...

13 Nisan 2012 Cuma

zamanı gelmiştir


Zamanı gelmiştir artık unutmanın. Uçurumun kenarında asılı duran tüm hayal kırıklıklarını boşluğa bırakmanın zamanı gelmiştir diyorum. Bunca zaman öyle çok utandım ki yaşadığım hayattan, maskelerle sakladım yüzüme yansıyan saflığımı. Öyle çok utandım ki, en büyük aşkları insanlara sunarken hiç düşünmeden, hissetmedim bile içime ektiğim nefret tohumlarını. Şimdi özgür bedenim, ruhum özgür ve özgür düşüncelerim. Biliyorum ki büyütmeyeceğim bu nefreti içimde. Şimdi önümde bir uçurum ve elimde tüm hayal kırıklıklarım. Bir zamanlar ölümle savaştığım ve düşmemek için sana yalvardığım bu uçurumdan bırakıyorum senden kalan tüm hatıraları. Onlarla birlikte sonsuzlukta yok olabilirsin artık. Belki düşmenin kalbi parçalayan korkusunu sen de tadabilirsin. Oysa çaresizliği benim ruhuma yüklediğin günlerde na kadar huzurluydun. Korkumu izlerken ve dinlerken yalvarışlarımı ne kadar güçlüydün kendi içinde. Yenilgiye uğradım doğru, ve kabul ediyorum güneşin hiçbir gün benim için doğmadığını. Kabul ediyorum ruhumu parçalara ayırırken ve bir bir izlerken yok oluşlarını en güçlüsü sendin. Senin yüzünde hiç takmadığın masken, benim yüzümde kimsesizliğin iz bırakmış morlukları. En çok sen inandın yenik düştüğüme kabul ediyorum. Sen olmayı öğrendim sonunda ve sen olmanın ne kadar zor olduğunu da. Bunca çaresizlik ve bunca hırsla nasıl yaşanır anladım. En yoğun duyguları sen yaşamışsın meğer, bunu anladım sonunda. Hiç kimseye sahip olamamanın ve hiç kimseye ait olamamanın acısı seninmiş meğer. Hiçbir mutluluğun gerçek olmayışını ve hiç gözyaşı dökmemiş olmayı istemezdin biliyorum. Her şeyi bildiğini düşünürken hiçbir şeyi bilemediğinin farkında olmak ne zormuş meğer. Ne kadar zormuş kendinin bile bilmediği şeyleri bir başkasına kabul ettirmek. Çaresizlik ne zormuş kayıp insan. Yolu bilmiyorken sonunu görebilmek ne zormuş. Hiç bir zaman senin olmayan ve hiçbir zaman senin olmayacak olan bir insana sahipmiş gibi, aitmiş gibi davranmak ne kadar zormuş. Şimdi yoksun işte. Sensizlik o kadar huzurlu ki, üzülüyorum hiçbir zaman bilemeyeceksin bunu diye. Şimdi yoksun ve her gün benim için doğuyor güneş. Aslında o bile görmüyor seni biliyorum. Sen varoluş ve hiçliğin içine sıkışmış nereye gideceğini bilemeyen bir yaşamdan ibaretsin şimdi. Buradan baktığımda daha iyi anlıyorum seni. Tüm bunları neden yaptığını anlıyorum. Yenildim ve yenilendim sonunda. Hayatta olmanın tüm acı yüzleriyle karşılaştım ve onlara inat durdum ayakta. Senin varlığın benim ancak canımı acıtabilirdi bu hayatta. Kaburgalarıma yerleşen bir ağrı olabilir ancak senin varlığın. Çünkü ben anladım senin çaresizliğini. Bu yüzden acıyorum sana şimdi. Ruhum merhametle büyütüldü bu güne dek ve en çok herkesin eşit olduğuna inandım Sen bildiğim tüm gerçekleri yıkarken yalanın ne demek olduğunu da öğrendim sonunda. Acıyorum tüm bu yokluğuna ve bırakıyorum hayal kırıklıklarımı uçurumdan boşluğa. Şimdi onlara sarılabilir ve onlarla birlikte karışabilirsin kayboluşa...

9 Nisan 2012 Pazartesi

**ruhum**

Herkes mutlu olduğuna inanmak ister sevdiklerinin. Çok çok uzakta olsalar bile "mutludur şimdi" der sadece. Bende inanırım aslında. Yanlarında olamasam da hak ettikleri yaşamlara dokunmuş olmalıdır sevdiklerim. Mutluluk pastasından kendilerine bir dilim ayırmış olmalıdır. Bu yüzden kızamam sana ruhum. Yokluğunda en çok mutlu olduğuna inandım bende. Kim sorsa bana seni ya da kime anlatsam geçirdiğimiz o yıkık dökük mutlu günleri; "Sonuna kadar hak etmişti, bu yüzden eminim mutludur o şimdi." derdim en çok. Bazen mutluluk hayallerime farklı kadınlar karışırdı. Bıraktığım ellere itinayla dokunan ve her dokunuşlarında biraz daha kalbine ulaşan güçlü kadınlar. Belki de içlerinden herhangi biri benim kadar çok sevebilmiş ve benim kadar iyi tanıyabilmiştir seni. En çok öyle olsun isterdim ruhum. Kızmıyorum ne sana ne de kendime. Tanımadığım o kadınlara kızıyorum aslında. Nasıl göremediler varlığını diye, neden sahiplenmediler. Belki çok yakındın onlara, belki de hiç kendin olamadın benden sonra. Bilirim çünkü ben, bazen korur insan kendini herkesten. Bir kez daha kırılmamak, aynı pişmanlıkları tekrar tekrar yaşamamak için korur. Uzaklaşır dürüstlükten ve doğru bildiği ne varsa hep ondan kaçar. Böyle zamanlarda en çok inançsızlık yayılır etrafına sana ait olmayan o ruhtan. Sert esen rüzgarlarla kıyılara vuran köpüklü dalgalar gibi. Aslında hepsi sessizdir uzaktan baktığında. Anlayabilmek için ne kadar büyük ve ne kadar güçlü olduklarını yaklaşman gerekir onlara. Ancak vurduğunda anlarsın canının ne kadar acıyacağını. Ne kadar yaklaşırsan o kadar içindesindir dalgaların ve ne kadar girersen içine o kadar anlarsın geri dönmenin imkansızlığını. Tüketir umutlarını dalgalar ve tükendikçe daha çok savaşmak istersin. Yenilmek kimseye göre değildir aslında. Oysa bazen en doğru seçim olur pes etmek ve vazgeçmek direnmekten. Daha çok acımadan varlığın geri dönmek güzeldir. Güzeldir çıkmak aydınlığa ama bazen çıkamaz insan. Kıyıda onu bekleyen sevdiği diğer tüm insanlar ve ışıl ışıl kum taneleri olsa da çıkamaz işte. Hava çoktan kararmış olsa da çıkamaz. Üstelik anlamasın diye kimse canının ne kadar acıdığını, onlara doğru her dönüşünde bir gülümseme takınır yüzüne çaresizce. Öyle çok utanır ki saklar kendini sevdiği herkesten. İstemez ki hiç kimse sevdiklerinin onun yüzünden mutsuz olmasını. Bu yüzden anlıyorum seni ruhun ve hiç kızmıyorum sana. Ben o kadar yakından bile göremezken gelen o yıkıcı binlerce dalgayı sen nasıl bilebilirdin ki. Beni bile korkutamıyorken havanın kararması seni neden endişelendirsin ki. Belkide ben söyledim sana karanlığı ne kadar çok sevdiğimi. Kim bilir? Kızmıyorum sana ruhum, kendime de kızmıyorum aslında. Anlıyorum çünkü neden hala hayatta olduğumu ve öğreniyorum sonunda nasıl ayakta kalınacağını. Hepimiz savaştık önümüze çıkan dalgalarla nasılsa. Geri dönmeyi başaranlar olduğu gibi hala savaşanlar da var biliyorum. Hatalıyım çünkü anlamalıydım. Dalgaların nasır tutan ellerinden yüzüme inen her tokatta daha da derine çekildiğimi anlamalıydım. Pes etmek bana göre değildi ki. Başarırım sandım en çok. Bedenimin zayıf ve çaresiz kalışını her hissettiğimde pes edip uzaklaşmalıydım. Moraran gözlerime her baktığımda anlamalıydım. İçine düştüğüm bu karanlık ve pis denizden bir an önce kurtulabilmiş olsaydım bu kadar acımazdı ruhum şimdi. Yüzüme inen her tokatta beni biraz daha derinlere çeken o gücü görebilmiş olsaydım mutlu olurdum şimdi. Anlamış olsaydım kendimi ne kadar tükettiğimi belki yeni doğan her güne yeni bir günaydınla başlayabilirdim şimdi. Yine de kızmıyorum ruhum, kendime de beni seven insanlara da kızmıyorum şimdi. Kim sorsa beni onlara bilirim o iki kelime gelmiştir ilk önce akıllarına. "Mutludur şimdi." Belki onlarında hayallerine başka adamlar karışmıştır. Ayakta dimdik duran ve güçlü elleriyle beni herkesten, her şeyden koruyan erkekler. Bilirim inanmıştır beni seven herkes bir gün mutlaka mutlu olacağıma. Kızmıyorum kimseye ruhum neden bu kadar yalnız bıraktılar beni diye. Kendime bunu her hatırlattığımda daha da huzurlu içim. Sadece küçük küçük parçalanmış tüm hislerim. Beni hayata bağlayan iyiliklerim ve umutlarım çalınmış sadece. Nerede olduğumu bile bilmediğim zamanlar çalınsaydı, hastaneler çalınsaydı mesela, güçsüz düşmüş bedenim çalınsaydı düşlerimden. Hatırladıklarım evde tek başıma uyuduğum anlar olsaydı keşke. Kötülük yayılmış bir kere gökyüzüme, bulaşmış kanıma ve zehirlenmiş tüm düşüncelerim. Kaçamadım ruhum. Yaptığım en büyük hatanın direnmek olduğunu çok geç anladım. Yine de kızmıyorum hiç kimseye. Yaşıyorum ya nasılsa iyileşirim bir gün yine... (ö.t.)

27 Ocak 2012 Cuma

*hiç var olmayan*

Kanayan yaralarına iyi gelecek bir merhem bulduğunda, sür dinsin acıların bir bir. Hayat bu kadar zorken, üstelik iyileşen yaralarının her gün yenisi açılmaya devam ederken, titremesin güçsüz bedenin. Bırak boğsun seni gözyaşlarının. Sen gözyaşlarının tuzlu denizlerinde hayatta kalmak için çırpınırken, izleyecek düşmanların en çarsiz halini. Ya o denizde yanında olacak birini bul kendine, yaranı saracak, gecelerini ısıtacak, yüreğindeki derin boşluğun koruyucusu olacak birini. Ya da kendinden fazla değer verme bu dünya üzerinde yaşayan hiç kimseye. Çünkü sen kendin olduğun sürece, biliyorum ıslanacak sırılsıklam yine gözlerin ve biliyorum iyileştirmeyecek merhemin hergün kırılan kalbinden kalan parçaları. Biliyorum çünkü sen yıkıldın bir kere. İnan dediler inandın bir gün güleceğine. Bekleme boşuna küçük kızım. Gülmek güzel olsaydı sonunda gözyaşı gelmezdi ki gözlerimizden. Üstelik yapayalnız gelmedik mi hepimiz bu dünyaya? Tüm aldığımız kararlarda yalnız olmadık mı? Kalbine aşkın tohumlarını ekerken de yalnızdın üstelik, verdiği çiçeklerin kokusunu içine çekerken de. Şimdi bırak kimse su serpmesin kurumuş kalbine. Titrese de zayıf bedenin sen dimdik dur yine. Unutma istemek yeterli olmuyor, çoğu zaman hak etmek gerekir mutlu olmayı. Bilmelisin ki hiç kimse duramaz doğru alınan kararların önünde. Bundan sonra senin için doğru karar alma zamanı küçük kızım. Ne kadar zor olursa olsun; bundan sonra adım atarken hep önüne bakmalı ama her adımında geride bıraktıklarını kendine hatırlatmalısın. Seni yıkan ve yıkmaya çalışan hayata karşı kendini korumak zorundasın. Kendine yeni bir yol bulmak zorundasın. Doğru yolu bulduğunda anlayacaksın, ben çoktan oraya ulaşmış ve senin için yolunu çiçeklendirmiş olacağım. Her şey hayaller kurarak başlar kızım. Ayakta kalmamızı sağlayansa bir gün bu hayallerin gerçek olacağına inanmamızdır. Sende tıpkı herkes gibi hayaller kuracak ve bir gün gerçek olacaklarına inanacaksın. Gerçek olsalar da olmasalar da, kırılsada kalbin paramparça, titrese de zayıf bedenin sen yine de dimdik dur kızım. 
Hangi yoldan gidersen git, önce kendine inan ve sonra yine kendine...


22 Ocak 2012 Pazar

...yokluğunla uyandım yine...

Dostulun pençesinde kıvranırken
Benliğini koruyan tüm duyguların.
Bıraktın mutluluklarını bir bir karlar üzerine...

Çaresizliğin ateşiyle can verirken
Tüm umutların.
Sustururdun onları yoklukla büyülenen kelimelerinle...

Buradan çok çok uzak bir yerde
Birileri saldırırken doğrularının üzerine
Durdurdun darbeleri yumuşacık kalbinle...

Şimdi gelebilsem diyorum
Yanında öylece durabilsem sadece.
Ne çok sarmalanırdı bedenim dostluğunun özlemiyle.

Şimdi sen dalgınlıkla tutarken elindeki silahı
Dostluğumu düşünsen ne fayda
Üşür yine ellerin.

Şimdi ne düşlerinde yer var özgür olmaya
Ne de yaşamında.
Şimdi gece nöbetlerinde sana arkadaş yaşanmış sevdaların.
Şimdi kalabalık odalara kapatılmış 4 saatlik uykuların.
Rüyalarında bile yalnız olamadın.
Yemekler anneninki gibi değil bilirim.
Belki de hiç rahat değil baş koyduğun yastığın.
Biliyorum ben iyi gelmez sana içine attıkların.

Şimdi dostuluğunun yanında olabilsem diyorum.
Şimdi sarmalasam kırılgan yüreğini sımsıkı.
Biliyorum üşür yine ellerin.
Kalbine yalnız esintiler götürür.

Sen dinle sadece.
Duyduğun ses bile senin sesin değil.
Sarıl dostluğuna ne olur ve uzan hayallere.
Sayılı ya günler geçer nasılsa.
Şafak doğar karanlığının içinde.

(G. Y.)

11 Ocak 2012 Çarşamba

**yokluğunun savaşına sarıldı düşlerim**

En büyük savaşlar yokluğuyla başlar düşlerin. Ne zaman unuttun ki hayal kurmayı. Tüm o saldırılara karşı dimdik dururken bedenin. Biliyorum kazanmak için ufacık bir umudunun bile olmadığını. Göründüğünün aksine kırılgandı bedenin. Şimdi hiçbir gücün yenemediği yerdeyiz seninle. Yokluğundayız birilerinin ya da bir şeylerin. Dik dururken bedenlerimiz ruhlarımızın parçalanışını izliyor gözlerimiz. Biliyorum. Burada herkes aynı şeyi söyler birbirine. Kırık bedenlerin mahzeninde, yitip gitmekte düşlerimiz.

Düşüp duruyoruz yükseklerden denizlere. Su soğuk. İçimi yakan bu acıyı dindirmese de, biliyorum kovacak tüm düşleri bedenimden. Biliyorum daha çok acımayacak yokluğun. Daha fazla dokunamaz hiçbir şey sensizliğime.

Şimdi derinlerdeyiz. Bedenin taş kesilmiş, ruhun hala yokluğun alevinde. Sorgusuz sualsiz inandığın her insan bir düş çaldı kırık bedeninden. Dik duruşun tam da bu yüzden. Ne zaman çalsalar düşlerini boş kalan o yeri kalbindeki vicdanınla örttün hep. Öyle çok çaldılar ki düşlerini ne zaman sana dokunsa birileri hissederdi kalbinde atan özlemleri.

En başından anlamıştım. Gülücüklerle saklanılmaz ki çaresizliklerden. Anlamıştım arkasına saklandığın düşsüz gecelerinin kirlettiği bedenler vardı. Onlar bile örtemezdi içine girdiğin savaşların derin izlerini. Sen çoktan kırılmıştın. 

Şimdi yaşarım san sen, kalbin parçalar halinde düşsüzlüğünü örterken. Savaştın ya hep yine savaşırsın nasılsa. Sen düşsüzlüğünden kaç şimdi aceleyle. Hemen ört boş bıraktıkları yerleri. Oysa bilsen düşsüzlüğün itiyor seni o derin sulara. Kaç sen şimdi. Gittikçe daha da derinlere. Kırılmış bedenin, rüyalarını bile koruyamamış bak ellerin. Hayallerin, düşlerin, hatta öyle olsun dediğin tüm dileklerin silinip gitmiş onun yokluğunda. Artık ne geri alabilirsin düşlerini, ne de geçebilirsin yokluğundan bir adım ileri. Bu yüzden bilirim ki en büyük savaşlar yokluğuyla başlar düşlerin. (m.s.)


















13 Aralık 2011 Salı

acıtır iyiliğini ellerim

      Benim ellerimdi gördüklerin. Çaresizce güneşe uzanan bulutlardı... Ah rüzgar esse, alsa umutsuz hatıralarımı. Ah dinse bu saçma sızı, sonu gelse sözlerin. Sussan da kirlenmese sevdalarım, sussan da tükenmese ışığım. İttiğin çukurlar hep karanlık. Oysa güneşe uzanırdı seninle ellerim. Bulutlara dolanırdı. Ben şimdi düşüncelerine dalan bir kalp ağrısı gibiyim. Hiç cevabı olmayan "Ya sonra?"larım ben, hiç anlamak istemediğin. Ben şimdi tüm çıplaklığımla yüzündeki utancı alıp gidenim. İttiğin kuyularda çamurlarla giyindim. Kapat gözlerini ne olur. Bedenimde asılı duran bu şey senin çaresizliğin. Görme böyle fedakar halimi. Bir gün nasılsa yıkar onu ümitsizliğim. Akar gider. Sen kapat gözlerini. Benim ellerim uzanır nasılsa güneşe. Bulutlara dolanır. Nasılsa sarmalanır bedenim bembeyaz bir titizlikle... Sen şimdi kapat gözlerini... Acımasın iyiliklerin kalbinde...


...yolun...sonu...

       En çok hakettiği neyse onu yaşıyor insan. Hakettim bende unutulup gitmeyi. Varlığını kabullenmek unutulmak demekti aslında. Adının arkasında saklanmaktı herkezden. Oysa hiçbir zaman bir isim olmadım ben senin için. Sen en çok isimsizliğime inandın. Böyle bitmemeliydi sevgili, sen en çok bunu düşlerken yanıldın. Şimdi ben bir ağaçta düşen sarı bir yaprak gibiyim. Ne kadar ezersen ez beni, varlığım ancak ses olur hayatına. Şimdi gökyüzünden düşen bir yağmur damlası gibi incedir çaresiz bedenim. Sen kaçmaya çalışırken dudağının kenarına iliştim. Şimdi varlığım sabah olunca simidinin yanında içtiğin sıcak çayın buharı, sen bilmesen de dokunacağım yüzüne. Şimdi benim varlığım aslında hiç olmamışlığımın aynası. Ne zaman geçsen karşısına göreceğin senin aynısı varlığım...     
       Sen şimdi suskun ve tutarlı. Yitirdiklerini bilen ama yüzüne vurmasınlar diye hep kaçan çocuk. Her yolun bir sonu vardır ya hani. Öyle öğretilmemiş miydi? Yolun açık olsun sevgili. Sonsuzluğa kadar hiç durmadan kaçabilmendir dileğim. Şimdi sen hızla dönüp koşarken ben izliyorum ya gidişini. Her adımda biraz daha küçülür bedenin ve her adımda biraz daha uzaklaşır bedenimden. Sen şimdi bütün yollar nasılsa hep aynı yöne çıkar sanıyorsun ya. Arkana bakma sakın sevgili. Sen devam et sonsuzluğuna. Çünkü ben artık tanıdığını sandığın kişi değilim. Yolun sonunda yine beni bulmayı düşlerken, attığın her adımda benden ne kadar uzaklaşıyorsun kim bilir? Daha ne kadar gidebilirsin ki?

        Geri dönme sevgili çünkü ben hep burada olacağım. Bıraktığın yerde varlığım kucağımda bekliyor olacağım. Beni ne kadar üzsen de, ne kadar kırılmış olsa da kalbim bir adım bile gidemem varlığından öteye. Sadece izleyebilirim sevgili, yaklaştığını sandığın her adımında benden ne denli uzaklaştığını. Biliyorum sen düşlediğin o yolda bir gün elbet sonsuzluğa dokunacaksın. Biliyorum sen sonsuzluğu bende ararken asıl bensizliğinde bulacaksın. Çünkü güzel bir gülümseyişe aldanmak kadar kolay değildir benimle olmak. Biliyorum unutmak istesen bile bir gün unutamayacaksın beni. Çünkü ben kimin hayatına girsem orada hep kalırım biliyorum. Ben kime dokunsam, kimin kokusunu duysam ben onun adının arkasına saklanırım. Herkes bir isim bulur bana. Kimi zaman bir yağmur damlası, kimi sana sarı ve kuru bir yaprak parçası, ama en çok bekleyen olurum ben. Çünkü gidemem kimseden sevgili. Kaçmayı düşlediğim bir sevgiyi zaten hiç yaşayamam ki. Sen sevgili, kendi hatalarından kaçtığın o yolda bile hep beni görmeyi bekledin. Oysa ben hatalarla gelmedim ki sana. Ben hala o hatanın hiç yapılmadığı yerde bekliyorum gerçeği. Her adımda biraz daha çaresizleşiyor kaçışın. Her adımda bir nefes daha uzaklaşıyor varlığın. Biliyorum her adımda artacak beklentilerin. Sonsuzluk hediyem olsun sana sevgili. Ben gerçeğin kavurucu bu sıcağında gözümü bile kırpmadan izlerken gidişini, sen sonsuz bir ısrarla kaçabilirsin herşeyden şimdi....

17 Kasım 2011 Perşembe

***bu kadar basittir yalanı kondurmak***

Herkes her şeyi kondurabilir birine... Herkes mutlu olabilir mesela, ya da herkes üzgün... Herkes yalnız olabilir ve kalabalıktır aslında... Ama biz en çok yalanı kondururuz birilerine. Yalan en kötüsüdür. En beteridir yalan. Birileri bize kötülükler yapar... Büyürüz yavaş yavaş... Ama biliriz ki en çok yalanlar büyütür bizi... Keşke annemizin ninnileri gibi basit kalabilse yaşam, ama değil... Hayat biz büyüdükçe çoğalan bir yalan... Dünya bir gökyüzü aslında ve içinde istediği yöne gidebilecek birer uçurtmayız hepimiz. Öyle ki kimi zaman bir rüzgarla yönümüzü değiştirebilir veya yorulduğumuzda bizi yönlendirmesi için iplerimizi başkalarına teslim edebiliriz. Öyle ki birilerinin yardımı olduğunda en sert rüzgara doğru bile süzülebiliriz. Uçabilmek için tutunacak birkaç dalımız olsun yeter aslında... Ama bazen anlarız ki çürüktür tutunduğumuz dal... Kırılmak üzeredir. Düşeriz... Sihirli dokunuşlar bizi tamir eder ve yine gökyüzü... Ben ne zaman düşsem aşka sarıldım. Çünkü en çok aşk iyileştirdi yaralarımı... Gökyüzüne duyduğum aşk... Her zaman benim olan ve her zaman karşı çıktığım şeye aşık oldum en çok... Çünkü onu her haliyle tanır benimserdim. Rüzgarlı olduğunda sıkı sıkı sarılır iplere ve direnirdim, durgun olduğunda ise okşardım tatlı serinliğini. Ne olursa olsun onunla olmak isterdim... Yaşamak havada dalgalanmak demekti... Yaşamak özgürce uçmak ve rüzgara kapılıp akışına bırakmaktı zamanı... Yağmurlarıyla ıslanırdı bedenim ve kar yağdığında ancak pencereden izlerdim... Uçurtma gibiydim kendi gökyüzümde salınan... Hayat basitti ama çok fazla yalan vardı. Emanet olan iplerimi en sert rüzgarların ortasında bırakıverdi ellerin... Savruldum... Tutunabilecek bir dal ararken kaç kez parçalandı bedenim... Dik durabilmek adına tüm inancımı kaybettim. Kendimi teslim ettim rüzgara ve düştüm sonunda... Ne kadar dayanabilirdim? Ne kadar savurabilirdi ki bu rüzgar beni... Kırıldım parçalandım... Ellerini kaybettim biliyorum rüzgarlarda beni koruyan güçlü ellerini... Şimdi daha iyi anlıyorum... Ben hiç konduramadım ihaneti sana... Ben hiç inanmadım beni bu kadar savunmasız bırakacağına... Çünkü öyle sorgusuz güvendim ki sana... Öyle büyük bir inançla sevdim ki seni... Sadece var olduğunu bilmek yeterdi. Var olduğun sürece hatırlardın beni ve bilirdin beni koruman gerektiğini... Uzaktan da olsa bakardın sadece gökyüzünde tek başıma uçmamı izlerdin... Ben kendimi özgür sanırken ipler hep sendeydi aslında... Ara sıra senin yanına gelirdim, ne zaman yanına gelsem bırakırdın iplerimi... Çünkü istemezdin görmemi... Hayat böyle sürüp giderdi seninle... Her yanına geldiğimde biraz daha süslerdin beni... Herkes arkamda salınan kuyruğuma bayılırdı. Oysa ben bilirdim ki gerçek değildi o kuyruk... O kuyrukta salınan renkler dünya üzerine yayılan yalanlardı. İnsanlar oldukları gibi kalamazdı ve süslerdi kendilerini yalanlarla... Buna alışmıştık hepimiz. Öyle çok alışmıştık ki bize aitmiş gibi sahiplendik yalanları... Hayatta yol almak için onlara ihtiyaç duyduk. Çünkü düzen böyleydi. Şimdi bunca yalana boğduğun için beni seni nasıl suçlayabilirim ki... Sen yapman gerekeni yaptın. İplerimi bırakmadan önce yalanlar giydirdin üzerime. Beni bana ait olmayan her şeye boğduğun için öyle çok muhtaçtım ki sana... Senden sonra, özgürlüğü tattığımda anladım... Ben yaşayamadım yalanlarla. Ben yapamadım. Çünkü bana giydirdiğin o süslü kuyruğum ilk rüzgarda beni savurdu oradan oraya... O kuyruk yüzünden yıllarca asılı kaldım bir ağaca... Kar yağdığında üşüdüm... Ben yapamadım yalanlarla... Yaşayamadım... Ama kurtuldum ondan... Artık uçamıyorum... Özgürlüğümü kaybetmekten korkarken aslında hiç özgür olamadığımı anladım şimdi. Şimdi uzandığım bu toprak parçası bedenimi sararken ve korurken beni yalanlardan ellerin... Biliyorum ki sonsuzdur mevcudiyetim... Şimdi beni kimse sevmezken üstelik öyle mutluyum ki... Biliyorum iplerim kopuk ve biliyorum yalanlarla süslenmedi bedenim. Olduğum gibiyim ve olmam gereken yerdeyim sonunda. Toprağımda uzandım ve seyderiyorum yalanlarla süzülenleri... Artık korkmuyorum savrulmaktan. Artık incitemez rüzgar beni... Attım üzerime giydirdiğiniz o yalan giysileri... Çırılçıplak uzandım toprağa... Özgürüm artık, özgürüm çünkü öyle çok uçurtma var ki gökyüzünde, süslenmiş... Göremezsiniz bile beni... (M.E.)

10 Kasım 2011 Perşembe

ışıl ışıldı gözlerin

Tüm duygular tükenmeye mahkumdu hani... Öyle öğretilmemiş miydi? Peki o zaman neden tükenmiyor iyiliklerin? Gölgen gibi peşinde dolanan umutsuzluk niye... Kim mecbur edebilir ki seni herhangi bir şeye? Unutasın var biliyorum... Hayatta doğru olarak adlandırılan her şeyi unutasın var... Unutmalısın da zaten eski sevgili... Çünkü dengeleri bozdu bir kere gülüşün... İlk gördüğümde anlamıştım... Güneş ışınlarının sıcaklığı karışmış gülümsemene, bu hayata çok gelen bir yaşama isteği karışmış. Oda tıpkı senin gibi, zamansız ve kuralsız...

Biliyorum unutasın var yaşanmış olan her bir şeyi... Her şeyi öylece bırakıp kaçıp gidesin var... Kendi sorumluluğunu bile başkasına yükleyesin var biliyorum... Çünkü acı çekmek yorucudur... Sevmek yorucudur eski sevgili... Bağlanmak ve korkmadan sahiplenebilmek bir bedeni... Koruyabilmek kendin gibi çok zordur...

Bu yüzden kaçmalısın belki de... Çünkü kim ne derse desin değişmeyeceksin biliyorum... Aldığın veya alacağın bir kararın seni değiştirebileceğine mi inandın?

Bir tane de benden ekle kendine... Ben gördüm çünkü o gülümsemeyi... Işıl ışıldı... Hayat dolu... Kimse söylememiştir belki bunu sana... Her kim olursa olsun karşındaki, gülümse sadece... O kadar içten ki gülümseyişin ısıtacaktır içini... Şimdi hayal kurma zamanı değil... Şimdi gerçekçi olma zamanıdır... Sadece bir kez düşün... Bugüne kadar tüm yaşadıklarını düşün... Hepsi bir şekilde istediğin içindi... Biz sadece mecbur tutulduğumuza inanmak isteriz... Bir suç varsa ortada başkasına yüklemek kolaydır... Oysa ben anlıyorum seni... Zordur gerçekleri görüp kabullenmek... Şimdi sen tüm coşkularını benimle tüketiyorsun... Oysa istediğinin bu olmadığını biliyorum ben...

Şimdi bana diyorsun ya hani unut olan biten her şeyi... Unutmak öğretilmedi bana sevgili... Hep hatırlamak zorundayım neden nefes aldığımı ve hep hatırlamak zorundayım neden yaşadığımı... Çok şey gelip geçti gözlerimden.. Çoğu zaman hayatı biraz daha basitleştirebilmek için çabaladım... Olmadı... Herkesin yaşaması gereken bir hayat olduğuna inanıyorum artık... Aldığımız kararlar onu yönlendirecektir şüphesiz ama asla değiştirmeyecek biliyorum... Şimdi sorumsuz olmak istiyorsun, şimdi hiçbir yük altına girmeden sadece yaşamak... İnanmıyorum sana eski sevgili... Ne kadar inkar edersen et saklayamazsın kendini... (E.E)

Siren Sesi...

Eskiden her 10 Kasım'da aynı saatte bir siren sesi duyulurdu her yerde... Çığlık gibi kulaklarımızdan geçip yüreğimizin içinde çınlardı... Ayağa kalkardık dimdik... Onun aşkıyla büyütüldük hepimiz... Bizim için yaptıklarıyla gururlandık... Neden öldü diye sorgularken ilk kez onun ardından ağladık... Öyle büyüktü ki o sevgi; hiç kimse o olmaya cesaret edemedi şimdiye dek... O zamanlar küçüktük ya hani ona kızardık neden gitti diye... Şimdi büyüdük ya kızamıyorum ona neden gitti diye... Kendime kızgınlığım onun gibi olmayı başaramadım diye... Yıllar geçiyor... Siren sesi kayboldu... Gözyaşları hala akıyor... Asla geri dönmeyecek bir kahramana ağlıyoruz...

hazır mısın?

  Ben isterdim ki güçlü, en güçlü halimle görmeliydin beni. Yanıma gelmeliydin... Tek başıma geçirdiğim o gecelerde, benimle izle isterdim o muhteşem manzarayı... Bende kal isterdim... Benimle ol ve benim yüreğime sığın... O zamanlar gelseydin bene kendini bu kadar çaresiz hissetmezdin eminim... Şarabımızı açar balkona çıkardık... Seninle seyrederdik bütün gece izmiti... Seninle ağlardık... Biz birlikte, o zamanlar yanımda olsan çok gülerdik seninle... Seninle ısıtırdım içimi, doğacak güneşi beklemek yerine... Her köşesini izlediğim izmite değil de sana verirdim tutkun sevdalı kalbimi... Artık kalmadı bunların hiçbiri... Ne bölünmemiş bir manzaran var artık ne de tutku dolu bir yüreğim... Artık kalmadım hiç kimse için... Sana verebileceğim tek şey yarım yamalar bir deniz ve öksüz kalmış bedenim... Ben isterdim ki bana ben bitmeden önce gelebilseydin... Ben isterdim ki yetişebilseydin kalbime... Ama artık izmiti izlemek için çok aydınlık geceler ve tutkulu sevda dolu kalbime ulaşabilmek için çok geç... Ama olsun sen gel yine de... Çünkü öğrendiğim şeyleri sen de öğren isterim... Anladım ki görebildiğin kadar değil hayal edebildiğin kadar büyükmüş her şehir ve anladım ki üzdüğü kadar değil sevip de dağıttığı kadar büyüktür bir kalp... 

                                     Sevip de dağıttığım kalbimin üzmediği insan o kadar çok ki... 
                                     Benimle yaşamaya ve benimle düşlemeye hazır mısın bu kenti?

bir kez olsun yalan söyle

Bir gülümseme miydi , yoksa ilgili bir iki sözcük müydü beni sana çeken? Bilmiyorum. Onca yokluğun içinde bir varlık hissettim. Senin hiç olmayan varlığınmış. Çocukluğumdan kalma. Hayatım boyunca hep benimle baş edebilecek insanları seçtim kendime. Benim zorbalıklarıma göğüs gerecek kadar güçlü olanları. Sen öyle miydin gerçekten? Seni o sanmıştım. Çocukluğumdan bu yana süre gelen o duygu eksikliğinin içinde varlığını hissetmiştim. Bu varlık hayatın bizi buluşturduğu yerde ayaktaydı. Güçlü ve dik. Çoktan razıydım kabullenmeye yokluk içindeki varlığını... Başından anlayamazdım. Bu gece kendime bir kez daha yeni bir sayfa açacağım. Sen hiçbir şey anlamadın henüz nasılsa diye yapacağım bunu. Daha beni tanıyamadın diye. Tek bir şeyi anlaman için açacağım.

İyileşmeye başlayan yaramı kendi tırnaklarınla kazıyıp tekrar kanattığın için nefret ediyorum senden.

Benden kendine platonik bir aşık yarattığın için hiç affetmeyeceğim seni.

Tüm bu nefretin içinde kalbime söz dinletemeyeceğimi biliyorum. Kalbim inatla sana hasret. Kalbim inatla yanında olmak istiyor her an. Tek bir öpüşün bana kattığı mutluluklardan küçük bir parça daha çalmak istiyor kalbim.

Artık kocaman bir hayat var önümüzde. Birlikteyiz sen ben ve diğer tüm hasretler. Birlikte devam edeceğiz ama
her birimiz kendi yaşamı için yaşıyor olacak en çok. Senden uzak durabilmeyi dilerdim. Çünkü dindiremeyeceğimi bildiğim kör bir inatla seviyorum seni ve her gün biraz daha çok alışıyorum gözlerine.

Korkum senden değil kendimden. Korkum çocuk kalıp büyümemek için direnen kalbimden.

Korkum benden daha büyük olan bir sevdadan.

İmkansızım olma ne olur. Ne olur bana beni seviyormuş ve hep sevecekmiş gibi davran. Kalbimdeki umutsuz sevgiyi kurutmanın tek yolu bu.

Elimi tut, gözlerime bak ve bir kez olsun yalan söyle ne olur...

24 Ekim 2011 Pazartesi

Saklı Bombanın Fitilini Çek


Yürüyorum... Tarfi olmayan, anlamsız ve kimsesiz yollara... Ayagımda prangalar... Yüregimde saklı bomba yürüyorum... Fitili çekmek ve uçmak gökyüzüne benim elimde... Geri dönmek ve kurtulmak prangalardan... Hepsi benim elimde biliyorum... Önümde uzun bir yol, yürüyorum... Temiz olduguna inandıgım dünyaya dogru yürüyorum... Ayak bileklerimi acıtıyor prangalar, umursamıyorum... Eminim çünkü... Orada ileride bir ışık gördüm ben, inandım o ışıgın varlıgına... Yanına gitmek zorundayım... Bunu ilk gördügüm an anladım... Oraya varmak ve tadına bakmak o ışıktaki huzurun... Sonsuzluk gibi... O ışık saf, temiz, masum ve özeldi gören insanlar için... Benimle birlikte ışıgın varlıgını gören herkes buna inanırdı... 
Hayat bu kadar zor degildi... 
Ve ben ona ulaşabilir, ona dokunabilirdim...

Yalan Dünyalarda Atar Kalbim


Yalan söyledim... Üstelik bir kez bile düşünmeden...  Yalanın pembeleriyle dolu bir dünya kurdum kendime... Adını Eylül Rüyası koydum... Seçme şansı verilseydi yaşamında neyi seçer ve neyi degistirirdin diye sorulsaydı bana... Cevabım Eylül Rüyası olurdu şüphesiz. Uzun zaman yazamadım, kelimeler hep eksikti sanki... Birşeyler yazacagım ama elim varmıyor gibi... Sebebini bilmiyorum ama içimi acıtıyor. Yapabilecegim hiç birşey kalmamış sanki... En büyük hayalimi gerçekleştirme yolunda emin adımlarla ilerledigimi sanıyorum... Gören olmuyor ki... Hayallerimi yüzdürdügüm pembe denizin rengi bile solmuş...Ne başımı kaldırdıgımda görebilecegim masmavi bir gökyüzü var artık, ne de bakışlarım düştügünde yere yakalayabilecegim sessiz bir gölge...Yalnız ve çaresiz hissediyorum kendimi. Korkularımla yüzleşmenin vakti geldi... Yalan bir dünya kalmadı artık içimde saklayacagım... Sahte sözler ve gülümseyişler soldu... Rüyam kabusa dönüşürken bedenimde sonsuz bir titremeyle uyandım gerçeklige... Katlanılamayacak kadar derin bir acı... Uyandım birden bire vücudum sırılsıklam ter içinde... Sonsuz doyuma ulaşmış gibi hissediyorum kendimi... Kalkıp yüzümü yıkıyorum ve görebiliyorum pembe degil artık dünyam, düşlerim pembe degil... Bu dünya çok gerçek ve bu dünya çok karanlık... Tadına vardım gerçegin ve mutluyum bu mutsuzlukla... Yalana doydum ve susadım gerçek dünyaya... Mutluyum ben burada. Mutluyum bu gerçek dünyada. Bundan böyle hayatımda yalana yer yok... Özgürüm bundan böyle... (CnR)