22 Ekim 2012 Pazartesi

Geriye Kalan

  
   Sustun... İçini en çok acıtan çok fazla şey söylemiş olmamdı. Haklıydım bunun için sustun. Asla söylemek istemedim ama tutamadım kendimi. Çünkü benim yaşadıklarımı yaşama istedim. Benim gibi olma, bu kadar çok kırılma. Senin için her şey ihtimallerden ibaretti dostum. O kadar çok boşluk var ki kalbinde kırılmak için, susmak hakkın şimdi.

   Bırakmalı mıyım seni tüm o boşlukla yalnız bilmiyorum. Ama gitmek zorundayım. Çünkü hiçbir zaman anlamayacağını biliyorum. Kırılgan bedenine dokunan her elin, yıllar sonra keskin tırnaklara dönüşüp kalbini parçalayacağını anlamayacaksın. Biliyorum çünkü bende yaşadım tüm bunları.

   Aşka inandığım zamanlardı. Birini sevmenin kutsallığına bedenimi tüm çıplaklığıyla sunduğum zamanlardı. Birini sevdiğinde bu duygunun üstüne geçebilecek hiçbir şey olmadığına inanırsın. Biliyorum birini sevdiğinde zaman hızla akıp gider. Tutmak istemezsin, içinde olmak istemezsin. Zaman dursun ve sevdiğin hep yanında olsun ister hızla çarpan kalbin. Tüm çıplaklığınla yanındasındır ya zaten. Daha ne kadar arınmış olabilirsin ki kötülüklerden. Biliyorum sevdiğinde hiç kar yağmaz kalbine. Sevdiğinde bu duyguyla öylesine dolup taşarsın ki ısıtır içini sen farkına bile varamadan. Gökyüzünde hep güneş ve ellerinde sevdiğinin elleri. Daha iyi ne olabilir ki.
   Sonra yavaş yavaş hazırlanır kalbin teslim olmaya. Güvendikçe inandıkça daha da savunmasız kalırsın. Gözlerinin gördüğü kulaklarının duyduğu doğru değildir artık. Çünkü en yüksek ses kalbinden duyulur biliyorum. Görsen de duysan da umursamazsın. Bilirsin çünkü, onun da tıpkı senin gibi, sevdiğinin kalbini kıramayacak kadar çok sevdiğini. Buna inanmışsındır bir kere.
   Bende yaşadım dostum. Kalbimin sesine kulak verdiğim ve sevgiye susadığım zamanlardı. Bir erkek geldi ve kahramanı oldu kalbimin. Çünkü başını göğsüme koyduğunda kalbimi duyabildiğine emindim. En çok sevgiye inandım. Sevmek o kadar güzeldi ki, asla üzmezdi seven bir kalbi. Yaşadığım şey aşktı ve ben artık ben değildim. O güne kadar inandığım koruduğum ve arkasında dimdik durduğum değerlerin bir önemi yoktu. Aşk vardı çünkü. Sandım ki bir annenin çocuğunu sevdiği gibi seviyorum aşkla gelen sevgiliyi. Sandım ki bir dostun sıcak bir gülümsemesini görüyorum. Evladını koruyan bir babanın kollarında uyuyorum geceleri. Öyle çok inandım ki hiçbir şeyin bu duygudan daha güzel olamayacağına, bıraktım kendimi aşkın kollarına.
   Aşk demek benim için huzur demekti. Aşk ne kadar koşarsam koşayım yorulmayacağımı bilmekti. Aşk kendimi onun kollarında güvende hissetmekti. Aşk bana sımsıkı sarıldığında bir bütün olduğumuza inanmaktı. Tenim onun teninde mis gibi kokar ve gözlerim gözleriyle her buluştuğunda bana bizi anlatırdı. Aşk sessizlikti hayatımda. Ondan başka hiçbir şey önemli değildi. Aşk vardı dostum. Aşka dokundum, onu öptüm, onunla dolup taşana kadar içime çektim kokusunu. Çünkü her nefes özgür bırakırdı aklımdaki düşünceleri ve düşünmediğim her an biraz daha unuturdum herkesi. Unutmak en güzeliydi. Unutmak imkansızı başarmaktı artık. Çünkü aşıktım ve aşktan başka hiçbir şeyi düşünemez olmuştu kalbim. Aşk vardı ve o kadar kırılgandı ki onu korumak için her şeyi yapmaya hazırdım.
   Aşkın zayıf yüzünü görürdüm en çok. Çünkü aşk zayıflıkla başlamıştı beni hayatımda. Aşk hiçbir zaman önüne geçilemeyecek kadar güçlü bir duygu olmadı sanki. Aşkı korumak için ona tutunmam gerektiği hissene öyle çok kaptırmıştım ki kendimi, hiçbir zaman anlayamadım. Aşkın benden ve ondan daha güçlü olduğunu. Aşkın doğasında var olan egonun her gün biraz daha içime işlediğini anlayamadım. Kalbim sevildiğini hissettikçe ruhuma dolup taşan huzurun, aşkın egosuyla beslendiğini anlayamadım. Kendimi yenilmez sanırken, etrafımdaki herkese aşkın ne kadar güzel bir duygu olduğunu anlatırken, ruhumu onun ruhuna teslim etmenin büyüsüyle dolup taşarken anlayamadım.
   Oysa aşk hiçbir zaman kırılgan olmamıştı. Aşkın önüne geçmeye çalışan her duygudan aşkı koruduğum günlerde, içimdeki aşkı ve onunla gelen egoyu daha çok güçlendirdiğimi anlayamadım.
   Kıskançlık gerçekti, çünkü bir insan bir insanı ancak hakkı olduğunda kıskanabilirdi. O benimdi artık ve benim olan bir şeyi bir başkasıyla paylaşamazdı. Aşka uymayan bu paylaşma duygusunu hissettiğimde, karşımdakine inanmazsam aşkın yıkılacağının ve kalbimi parçalayarak çıkıp gideceğinin farkındaydım. Bu yüzden aşka tutunmayı seçtim ben en çok. Bu kadar güzel bir duygunun gitmesine izin veremezdim. Daha önce kimsede görmediğim davranışları bana göre sıradandı.
   Çünkü aşk vardı ve her an dağılıp gidebilecek kadar kırılgandı. Anlayamadım kalbime dolan aşkın beni her gün biraz daha güçsüz bıraktığını. Düşüncelerimi ele geçirdiğini ve mantığımı iz bırakmadan yok ettiğini anlayamadım. Aşkla dolup taşan o günlerde gördüklerim sıradan duyduklarım önemsizdi ve her yeni gün farklı bir güneş doğardı.
   Sonra bir gün aşk aniden çıkıp gitti. Bir nefeslik zamanda gözlerini bir daha açmayacak kadar sıkıca kapatıp gitti. Göğsümü parçalayan acı aşkın gidişi değildi dostum. Beni yakıp kavuran şeyi o an anlamıştım. Aşkın aslında hiç var olmadığını anlamıştım. O kadar kolay gitti ki geriye bıraktığı yoklukta kendimi aramam gerektiğini bile anlayamamıştım.
   Gitti...
   Artık ellerim onun ellerinde değildi. Artık içime dolan koku onun kokusu değildi. Artık kalbimi dinleyecek bir kalp kalmamıştı. Artık sıkıca sarıldığında ben olmayı başarabilen bir sevgili kalmamıştı. Karşımda gördüğüm tek şey sevgiliden kalan cansız bakışlardı ancak. Karşımda gördüğüm eller artık bana dokunamayacak kadar güçsüzdü. Kolları boynuma bir daha asla dolanmayacaktı ve bir daha hiç kimse ben olamayacaktı. Çünkü aşk ruhuma dolan tüm çıplaklığını alıp gitmişti artık.
   Aşk sonsuz bir boşluğun içinde kaybolup gitmişti. Aşk içime doldurduğu bütün o sevinçleri bütün güveni ve bütün masumiyeti alıp gitmişti. Artık insanlara karşı dimdik durabileceğim bir egoyla beslenmiyordu kalbim ve artık geceleri ısıtan yakıcı sıcaklığı gitmişti. Bir başka bedende asla bulamayacağım, bir başka gözde asla göremeyeceğim güzelliği dağılıp gitmişti.
   Şimdi anlıyorum dostum gerçeği. Aşk gitti diye ağladığım o günlerde karşımda duran ve akan her damla gözyaşımla dalga geçen histi aşk. Aşk insanların kayboluşlarını izlerken büyüyüp güçlenen bir duygudan başka bir şey değildi. Aşk sahip olmak mümkün değildi. Aşk istediği zaman gelip kalbimizi doldurma hakkına sahipti ve zamanı geldiğinde arkasına dönüp bakmadan giderdi.
   Savaştım... İçimde kalan kırık dökük anılarla ve bedenimi karartan güneşli sandığım gecelerle savaştım. Ne zamanı geri alabilirdim ne de aşkı. Hep bir dönüş yolu olduğuna inanmıştım. Geri dönebilir ve aşka onu istemediğimi bağıra bağıra söyleyebilirim sandım hep. Oysa bunların hiçbiri mümkün değildi. Şimdi benden kalanlarla yaşamanın derdindeyim. Aynada gördüğüm yüze dokunup onu hissetmeye çalışarak yıllarımı geçirdim. Kendi boşluğumdan bir adım öteye gidemedim. Çünkü aşk gitti... Şimdi aynada gördüğüm bu boş beden aşksızlıkla kavruluyor geceleri. Aşk gitti ve ben kırılmış kemiklerimle ayakta duruyorum şimdi.
   Yıllar geçti dostum... Bir daha hiç gelir diye beklemedim aşkı.
   Ne zaman biri başını göğsüme yaslasa kocaman bir sessizlikle dolar içi. Korkar ve uzaklaşır. Oysa ben gerçek huzurun aşk gittikten sonra başladığına eminim artık. Aşk gitti... Geride bıraktıklarımı toplamam yıllar sürdü doğru, ama hiç pes etmedim. Çünkü aşk benim güçsüzlüğümdü. Aşk bana ait olamayacak kadar yalnızdı. Sana her dokunduğumda sevginin ne olmadığını anlıyorum dostum. Çünkü ben hiçbir zaman kıskanmadım seni. Seni hiç sahiplenmedim. Sen, olduğun gibi, göründüğün gibi o kadar bensin ki ben seni hiç üzmedim. Tıpkı bir annenin bebeğine dokunduğu gibi okşadım yumuşacık saçlarını. Tıpkı bir babanın kızını koruduğu gibi sen uyumadan kapamadım gözlerimi.
   Şimdi anlıyorum gerçek aşkın ne demek olduğunu ve neyi yıllarca aşk sandığımı anlıyorum.
    Artık aşık olmaktan korkmuyorum. Çünkü gerçek aşk asla incitmez.
    Gerçek aşkta şartlar yoktur ve hiçbir zaman değişmek zorunda kalmazsın.
  Gerçek aşkta beklentiler yoktur, düzelir umuduyla hiç kimsenin yanında kalmazsın.   Gerçek aşkta sahiplenmek yoktur. Çünkü aşk birini kanatlarını söküp atamayacak kadar çok sevmektir aslında.Aşk gelir ve gülümsersin. Gerçek aşkta her şeyi olduğu gibi seversin. Artık ağlamana gerek yoktur aşk gelmiştir sonunda...

13 Nisan 2012 Cuma

zamanı gelmiştir


Zamanı gelmiştir artık unutmanın. Uçurumun kenarında asılı duran tüm hayal kırıklıklarını boşluğa bırakmanın zamanı gelmiştir diyorum. Bunca zaman öyle çok utandım ki yaşadığım hayattan, maskelerle sakladım yüzüme yansıyan saflığımı. Öyle çok utandım ki, en büyük aşkları insanlara sunarken hiç düşünmeden, hissetmedim bile içime ektiğim nefret tohumlarını. Şimdi özgür bedenim, ruhum özgür ve özgür düşüncelerim. Biliyorum ki büyütmeyeceğim bu nefreti içimde. Şimdi önümde bir uçurum ve elimde tüm hayal kırıklıklarım. Bir zamanlar ölümle savaştığım ve düşmemek için sana yalvardığım bu uçurumdan bırakıyorum senden kalan tüm hatıraları. Onlarla birlikte sonsuzlukta yok olabilirsin artık. Belki düşmenin kalbi parçalayan korkusunu sen de tadabilirsin. Oysa çaresizliği benim ruhuma yüklediğin günlerde na kadar huzurluydun. Korkumu izlerken ve dinlerken yalvarışlarımı ne kadar güçlüydün kendi içinde. Yenilgiye uğradım doğru, ve kabul ediyorum güneşin hiçbir gün benim için doğmadığını. Kabul ediyorum ruhumu parçalara ayırırken ve bir bir izlerken yok oluşlarını en güçlüsü sendin. Senin yüzünde hiç takmadığın masken, benim yüzümde kimsesizliğin iz bırakmış morlukları. En çok sen inandın yenik düştüğüme kabul ediyorum. Sen olmayı öğrendim sonunda ve sen olmanın ne kadar zor olduğunu da. Bunca çaresizlik ve bunca hırsla nasıl yaşanır anladım. En yoğun duyguları sen yaşamışsın meğer, bunu anladım sonunda. Hiç kimseye sahip olamamanın ve hiç kimseye ait olamamanın acısı seninmiş meğer. Hiçbir mutluluğun gerçek olmayışını ve hiç gözyaşı dökmemiş olmayı istemezdin biliyorum. Her şeyi bildiğini düşünürken hiçbir şeyi bilemediğinin farkında olmak ne zormuş meğer. Ne kadar zormuş kendinin bile bilmediği şeyleri bir başkasına kabul ettirmek. Çaresizlik ne zormuş kayıp insan. Yolu bilmiyorken sonunu görebilmek ne zormuş. Hiç bir zaman senin olmayan ve hiçbir zaman senin olmayacak olan bir insana sahipmiş gibi, aitmiş gibi davranmak ne kadar zormuş. Şimdi yoksun işte. Sensizlik o kadar huzurlu ki, üzülüyorum hiçbir zaman bilemeyeceksin bunu diye. Şimdi yoksun ve her gün benim için doğuyor güneş. Aslında o bile görmüyor seni biliyorum. Sen varoluş ve hiçliğin içine sıkışmış nereye gideceğini bilemeyen bir yaşamdan ibaretsin şimdi. Buradan baktığımda daha iyi anlıyorum seni. Tüm bunları neden yaptığını anlıyorum. Yenildim ve yenilendim sonunda. Hayatta olmanın tüm acı yüzleriyle karşılaştım ve onlara inat durdum ayakta. Senin varlığın benim ancak canımı acıtabilirdi bu hayatta. Kaburgalarıma yerleşen bir ağrı olabilir ancak senin varlığın. Çünkü ben anladım senin çaresizliğini. Bu yüzden acıyorum sana şimdi. Ruhum merhametle büyütüldü bu güne dek ve en çok herkesin eşit olduğuna inandım Sen bildiğim tüm gerçekleri yıkarken yalanın ne demek olduğunu da öğrendim sonunda. Acıyorum tüm bu yokluğuna ve bırakıyorum hayal kırıklıklarımı uçurumdan boşluğa. Şimdi onlara sarılabilir ve onlarla birlikte karışabilirsin kayboluşa...

9 Nisan 2012 Pazartesi

**ruhum**

Herkes mutlu olduğuna inanmak ister sevdiklerinin. Çok çok uzakta olsalar bile "mutludur şimdi" der sadece. Bende inanırım aslında. Yanlarında olamasam da hak ettikleri yaşamlara dokunmuş olmalıdır sevdiklerim. Mutluluk pastasından kendilerine bir dilim ayırmış olmalıdır. Bu yüzden kızamam sana ruhum. Yokluğunda en çok mutlu olduğuna inandım bende. Kim sorsa bana seni ya da kime anlatsam geçirdiğimiz o yıkık dökük mutlu günleri; "Sonuna kadar hak etmişti, bu yüzden eminim mutludur o şimdi." derdim en çok. Bazen mutluluk hayallerime farklı kadınlar karışırdı. Bıraktığım ellere itinayla dokunan ve her dokunuşlarında biraz daha kalbine ulaşan güçlü kadınlar. Belki de içlerinden herhangi biri benim kadar çok sevebilmiş ve benim kadar iyi tanıyabilmiştir seni. En çok öyle olsun isterdim ruhum. Kızmıyorum ne sana ne de kendime. Tanımadığım o kadınlara kızıyorum aslında. Nasıl göremediler varlığını diye, neden sahiplenmediler. Belki çok yakındın onlara, belki de hiç kendin olamadın benden sonra. Bilirim çünkü ben, bazen korur insan kendini herkesten. Bir kez daha kırılmamak, aynı pişmanlıkları tekrar tekrar yaşamamak için korur. Uzaklaşır dürüstlükten ve doğru bildiği ne varsa hep ondan kaçar. Böyle zamanlarda en çok inançsızlık yayılır etrafına sana ait olmayan o ruhtan. Sert esen rüzgarlarla kıyılara vuran köpüklü dalgalar gibi. Aslında hepsi sessizdir uzaktan baktığında. Anlayabilmek için ne kadar büyük ve ne kadar güçlü olduklarını yaklaşman gerekir onlara. Ancak vurduğunda anlarsın canının ne kadar acıyacağını. Ne kadar yaklaşırsan o kadar içindesindir dalgaların ve ne kadar girersen içine o kadar anlarsın geri dönmenin imkansızlığını. Tüketir umutlarını dalgalar ve tükendikçe daha çok savaşmak istersin. Yenilmek kimseye göre değildir aslında. Oysa bazen en doğru seçim olur pes etmek ve vazgeçmek direnmekten. Daha çok acımadan varlığın geri dönmek güzeldir. Güzeldir çıkmak aydınlığa ama bazen çıkamaz insan. Kıyıda onu bekleyen sevdiği diğer tüm insanlar ve ışıl ışıl kum taneleri olsa da çıkamaz işte. Hava çoktan kararmış olsa da çıkamaz. Üstelik anlamasın diye kimse canının ne kadar acıdığını, onlara doğru her dönüşünde bir gülümseme takınır yüzüne çaresizce. Öyle çok utanır ki saklar kendini sevdiği herkesten. İstemez ki hiç kimse sevdiklerinin onun yüzünden mutsuz olmasını. Bu yüzden anlıyorum seni ruhun ve hiç kızmıyorum sana. Ben o kadar yakından bile göremezken gelen o yıkıcı binlerce dalgayı sen nasıl bilebilirdin ki. Beni bile korkutamıyorken havanın kararması seni neden endişelendirsin ki. Belkide ben söyledim sana karanlığı ne kadar çok sevdiğimi. Kim bilir? Kızmıyorum sana ruhum, kendime de kızmıyorum aslında. Anlıyorum çünkü neden hala hayatta olduğumu ve öğreniyorum sonunda nasıl ayakta kalınacağını. Hepimiz savaştık önümüze çıkan dalgalarla nasılsa. Geri dönmeyi başaranlar olduğu gibi hala savaşanlar da var biliyorum. Hatalıyım çünkü anlamalıydım. Dalgaların nasır tutan ellerinden yüzüme inen her tokatta daha da derine çekildiğimi anlamalıydım. Pes etmek bana göre değildi ki. Başarırım sandım en çok. Bedenimin zayıf ve çaresiz kalışını her hissettiğimde pes edip uzaklaşmalıydım. Moraran gözlerime her baktığımda anlamalıydım. İçine düştüğüm bu karanlık ve pis denizden bir an önce kurtulabilmiş olsaydım bu kadar acımazdı ruhum şimdi. Yüzüme inen her tokatta beni biraz daha derinlere çeken o gücü görebilmiş olsaydım mutlu olurdum şimdi. Anlamış olsaydım kendimi ne kadar tükettiğimi belki yeni doğan her güne yeni bir günaydınla başlayabilirdim şimdi. Yine de kızmıyorum ruhum, kendime de beni seven insanlara da kızmıyorum şimdi. Kim sorsa beni onlara bilirim o iki kelime gelmiştir ilk önce akıllarına. "Mutludur şimdi." Belki onlarında hayallerine başka adamlar karışmıştır. Ayakta dimdik duran ve güçlü elleriyle beni herkesten, her şeyden koruyan erkekler. Bilirim inanmıştır beni seven herkes bir gün mutlaka mutlu olacağıma. Kızmıyorum kimseye ruhum neden bu kadar yalnız bıraktılar beni diye. Kendime bunu her hatırlattığımda daha da huzurlu içim. Sadece küçük küçük parçalanmış tüm hislerim. Beni hayata bağlayan iyiliklerim ve umutlarım çalınmış sadece. Nerede olduğumu bile bilmediğim zamanlar çalınsaydı, hastaneler çalınsaydı mesela, güçsüz düşmüş bedenim çalınsaydı düşlerimden. Hatırladıklarım evde tek başıma uyuduğum anlar olsaydı keşke. Kötülük yayılmış bir kere gökyüzüme, bulaşmış kanıma ve zehirlenmiş tüm düşüncelerim. Kaçamadım ruhum. Yaptığım en büyük hatanın direnmek olduğunu çok geç anladım. Yine de kızmıyorum hiç kimseye. Yaşıyorum ya nasılsa iyileşirim bir gün yine... (ö.t.)

27 Ocak 2012 Cuma

*hiç var olmayan*

Kanayan yaralarına iyi gelecek bir merhem bulduğunda, sür dinsin acıların bir bir. Hayat bu kadar zorken, üstelik iyileşen yaralarının her gün yenisi açılmaya devam ederken, titremesin güçsüz bedenin. Bırak boğsun seni gözyaşlarının. Sen gözyaşlarının tuzlu denizlerinde hayatta kalmak için çırpınırken, izleyecek düşmanların en çarsiz halini. Ya o denizde yanında olacak birini bul kendine, yaranı saracak, gecelerini ısıtacak, yüreğindeki derin boşluğun koruyucusu olacak birini. Ya da kendinden fazla değer verme bu dünya üzerinde yaşayan hiç kimseye. Çünkü sen kendin olduğun sürece, biliyorum ıslanacak sırılsıklam yine gözlerin ve biliyorum iyileştirmeyecek merhemin hergün kırılan kalbinden kalan parçaları. Biliyorum çünkü sen yıkıldın bir kere. İnan dediler inandın bir gün güleceğine. Bekleme boşuna küçük kızım. Gülmek güzel olsaydı sonunda gözyaşı gelmezdi ki gözlerimizden. Üstelik yapayalnız gelmedik mi hepimiz bu dünyaya? Tüm aldığımız kararlarda yalnız olmadık mı? Kalbine aşkın tohumlarını ekerken de yalnızdın üstelik, verdiği çiçeklerin kokusunu içine çekerken de. Şimdi bırak kimse su serpmesin kurumuş kalbine. Titrese de zayıf bedenin sen dimdik dur yine. Unutma istemek yeterli olmuyor, çoğu zaman hak etmek gerekir mutlu olmayı. Bilmelisin ki hiç kimse duramaz doğru alınan kararların önünde. Bundan sonra senin için doğru karar alma zamanı küçük kızım. Ne kadar zor olursa olsun; bundan sonra adım atarken hep önüne bakmalı ama her adımında geride bıraktıklarını kendine hatırlatmalısın. Seni yıkan ve yıkmaya çalışan hayata karşı kendini korumak zorundasın. Kendine yeni bir yol bulmak zorundasın. Doğru yolu bulduğunda anlayacaksın, ben çoktan oraya ulaşmış ve senin için yolunu çiçeklendirmiş olacağım. Her şey hayaller kurarak başlar kızım. Ayakta kalmamızı sağlayansa bir gün bu hayallerin gerçek olacağına inanmamızdır. Sende tıpkı herkes gibi hayaller kuracak ve bir gün gerçek olacaklarına inanacaksın. Gerçek olsalar da olmasalar da, kırılsada kalbin paramparça, titrese de zayıf bedenin sen yine de dimdik dur kızım. 
Hangi yoldan gidersen git, önce kendine inan ve sonra yine kendine...


22 Ocak 2012 Pazar

...yokluğunla uyandım yine...

Dostulun pençesinde kıvranırken
Benliğini koruyan tüm duyguların.
Bıraktın mutluluklarını bir bir karlar üzerine...

Çaresizliğin ateşiyle can verirken
Tüm umutların.
Sustururdun onları yoklukla büyülenen kelimelerinle...

Buradan çok çok uzak bir yerde
Birileri saldırırken doğrularının üzerine
Durdurdun darbeleri yumuşacık kalbinle...

Şimdi gelebilsem diyorum
Yanında öylece durabilsem sadece.
Ne çok sarmalanırdı bedenim dostluğunun özlemiyle.

Şimdi sen dalgınlıkla tutarken elindeki silahı
Dostluğumu düşünsen ne fayda
Üşür yine ellerin.

Şimdi ne düşlerinde yer var özgür olmaya
Ne de yaşamında.
Şimdi gece nöbetlerinde sana arkadaş yaşanmış sevdaların.
Şimdi kalabalık odalara kapatılmış 4 saatlik uykuların.
Rüyalarında bile yalnız olamadın.
Yemekler anneninki gibi değil bilirim.
Belki de hiç rahat değil baş koyduğun yastığın.
Biliyorum ben iyi gelmez sana içine attıkların.

Şimdi dostuluğunun yanında olabilsem diyorum.
Şimdi sarmalasam kırılgan yüreğini sımsıkı.
Biliyorum üşür yine ellerin.
Kalbine yalnız esintiler götürür.

Sen dinle sadece.
Duyduğun ses bile senin sesin değil.
Sarıl dostluğuna ne olur ve uzan hayallere.
Sayılı ya günler geçer nasılsa.
Şafak doğar karanlığının içinde.

(G. Y.)

11 Ocak 2012 Çarşamba

**yokluğunun savaşına sarıldı düşlerim**

En büyük savaşlar yokluğuyla başlar düşlerin. Ne zaman unuttun ki hayal kurmayı. Tüm o saldırılara karşı dimdik dururken bedenin. Biliyorum kazanmak için ufacık bir umudunun bile olmadığını. Göründüğünün aksine kırılgandı bedenin. Şimdi hiçbir gücün yenemediği yerdeyiz seninle. Yokluğundayız birilerinin ya da bir şeylerin. Dik dururken bedenlerimiz ruhlarımızın parçalanışını izliyor gözlerimiz. Biliyorum. Burada herkes aynı şeyi söyler birbirine. Kırık bedenlerin mahzeninde, yitip gitmekte düşlerimiz.

Düşüp duruyoruz yükseklerden denizlere. Su soğuk. İçimi yakan bu acıyı dindirmese de, biliyorum kovacak tüm düşleri bedenimden. Biliyorum daha çok acımayacak yokluğun. Daha fazla dokunamaz hiçbir şey sensizliğime.

Şimdi derinlerdeyiz. Bedenin taş kesilmiş, ruhun hala yokluğun alevinde. Sorgusuz sualsiz inandığın her insan bir düş çaldı kırık bedeninden. Dik duruşun tam da bu yüzden. Ne zaman çalsalar düşlerini boş kalan o yeri kalbindeki vicdanınla örttün hep. Öyle çok çaldılar ki düşlerini ne zaman sana dokunsa birileri hissederdi kalbinde atan özlemleri.

En başından anlamıştım. Gülücüklerle saklanılmaz ki çaresizliklerden. Anlamıştım arkasına saklandığın düşsüz gecelerinin kirlettiği bedenler vardı. Onlar bile örtemezdi içine girdiğin savaşların derin izlerini. Sen çoktan kırılmıştın. 

Şimdi yaşarım san sen, kalbin parçalar halinde düşsüzlüğünü örterken. Savaştın ya hep yine savaşırsın nasılsa. Sen düşsüzlüğünden kaç şimdi aceleyle. Hemen ört boş bıraktıkları yerleri. Oysa bilsen düşsüzlüğün itiyor seni o derin sulara. Kaç sen şimdi. Gittikçe daha da derinlere. Kırılmış bedenin, rüyalarını bile koruyamamış bak ellerin. Hayallerin, düşlerin, hatta öyle olsun dediğin tüm dileklerin silinip gitmiş onun yokluğunda. Artık ne geri alabilirsin düşlerini, ne de geçebilirsin yokluğundan bir adım ileri. Bu yüzden bilirim ki en büyük savaşlar yokluğuyla başlar düşlerin. (m.s.)