17 Kasım 2011 Perşembe

***bu kadar basittir yalanı kondurmak***

Herkes her şeyi kondurabilir birine... Herkes mutlu olabilir mesela, ya da herkes üzgün... Herkes yalnız olabilir ve kalabalıktır aslında... Ama biz en çok yalanı kondururuz birilerine. Yalan en kötüsüdür. En beteridir yalan. Birileri bize kötülükler yapar... Büyürüz yavaş yavaş... Ama biliriz ki en çok yalanlar büyütür bizi... Keşke annemizin ninnileri gibi basit kalabilse yaşam, ama değil... Hayat biz büyüdükçe çoğalan bir yalan... Dünya bir gökyüzü aslında ve içinde istediği yöne gidebilecek birer uçurtmayız hepimiz. Öyle ki kimi zaman bir rüzgarla yönümüzü değiştirebilir veya yorulduğumuzda bizi yönlendirmesi için iplerimizi başkalarına teslim edebiliriz. Öyle ki birilerinin yardımı olduğunda en sert rüzgara doğru bile süzülebiliriz. Uçabilmek için tutunacak birkaç dalımız olsun yeter aslında... Ama bazen anlarız ki çürüktür tutunduğumuz dal... Kırılmak üzeredir. Düşeriz... Sihirli dokunuşlar bizi tamir eder ve yine gökyüzü... Ben ne zaman düşsem aşka sarıldım. Çünkü en çok aşk iyileştirdi yaralarımı... Gökyüzüne duyduğum aşk... Her zaman benim olan ve her zaman karşı çıktığım şeye aşık oldum en çok... Çünkü onu her haliyle tanır benimserdim. Rüzgarlı olduğunda sıkı sıkı sarılır iplere ve direnirdim, durgun olduğunda ise okşardım tatlı serinliğini. Ne olursa olsun onunla olmak isterdim... Yaşamak havada dalgalanmak demekti... Yaşamak özgürce uçmak ve rüzgara kapılıp akışına bırakmaktı zamanı... Yağmurlarıyla ıslanırdı bedenim ve kar yağdığında ancak pencereden izlerdim... Uçurtma gibiydim kendi gökyüzümde salınan... Hayat basitti ama çok fazla yalan vardı. Emanet olan iplerimi en sert rüzgarların ortasında bırakıverdi ellerin... Savruldum... Tutunabilecek bir dal ararken kaç kez parçalandı bedenim... Dik durabilmek adına tüm inancımı kaybettim. Kendimi teslim ettim rüzgara ve düştüm sonunda... Ne kadar dayanabilirdim? Ne kadar savurabilirdi ki bu rüzgar beni... Kırıldım parçalandım... Ellerini kaybettim biliyorum rüzgarlarda beni koruyan güçlü ellerini... Şimdi daha iyi anlıyorum... Ben hiç konduramadım ihaneti sana... Ben hiç inanmadım beni bu kadar savunmasız bırakacağına... Çünkü öyle sorgusuz güvendim ki sana... Öyle büyük bir inançla sevdim ki seni... Sadece var olduğunu bilmek yeterdi. Var olduğun sürece hatırlardın beni ve bilirdin beni koruman gerektiğini... Uzaktan da olsa bakardın sadece gökyüzünde tek başıma uçmamı izlerdin... Ben kendimi özgür sanırken ipler hep sendeydi aslında... Ara sıra senin yanına gelirdim, ne zaman yanına gelsem bırakırdın iplerimi... Çünkü istemezdin görmemi... Hayat böyle sürüp giderdi seninle... Her yanına geldiğimde biraz daha süslerdin beni... Herkes arkamda salınan kuyruğuma bayılırdı. Oysa ben bilirdim ki gerçek değildi o kuyruk... O kuyrukta salınan renkler dünya üzerine yayılan yalanlardı. İnsanlar oldukları gibi kalamazdı ve süslerdi kendilerini yalanlarla... Buna alışmıştık hepimiz. Öyle çok alışmıştık ki bize aitmiş gibi sahiplendik yalanları... Hayatta yol almak için onlara ihtiyaç duyduk. Çünkü düzen böyleydi. Şimdi bunca yalana boğduğun için beni seni nasıl suçlayabilirim ki... Sen yapman gerekeni yaptın. İplerimi bırakmadan önce yalanlar giydirdin üzerime. Beni bana ait olmayan her şeye boğduğun için öyle çok muhtaçtım ki sana... Senden sonra, özgürlüğü tattığımda anladım... Ben yaşayamadım yalanlarla. Ben yapamadım. Çünkü bana giydirdiğin o süslü kuyruğum ilk rüzgarda beni savurdu oradan oraya... O kuyruk yüzünden yıllarca asılı kaldım bir ağaca... Kar yağdığında üşüdüm... Ben yapamadım yalanlarla... Yaşayamadım... Ama kurtuldum ondan... Artık uçamıyorum... Özgürlüğümü kaybetmekten korkarken aslında hiç özgür olamadığımı anladım şimdi. Şimdi uzandığım bu toprak parçası bedenimi sararken ve korurken beni yalanlardan ellerin... Biliyorum ki sonsuzdur mevcudiyetim... Şimdi beni kimse sevmezken üstelik öyle mutluyum ki... Biliyorum iplerim kopuk ve biliyorum yalanlarla süslenmedi bedenim. Olduğum gibiyim ve olmam gereken yerdeyim sonunda. Toprağımda uzandım ve seyderiyorum yalanlarla süzülenleri... Artık korkmuyorum savrulmaktan. Artık incitemez rüzgar beni... Attım üzerime giydirdiğiniz o yalan giysileri... Çırılçıplak uzandım toprağa... Özgürüm artık, özgürüm çünkü öyle çok uçurtma var ki gökyüzünde, süslenmiş... Göremezsiniz bile beni... (M.E.)

10 Kasım 2011 Perşembe

ışıl ışıldı gözlerin

Tüm duygular tükenmeye mahkumdu hani... Öyle öğretilmemiş miydi? Peki o zaman neden tükenmiyor iyiliklerin? Gölgen gibi peşinde dolanan umutsuzluk niye... Kim mecbur edebilir ki seni herhangi bir şeye? Unutasın var biliyorum... Hayatta doğru olarak adlandırılan her şeyi unutasın var... Unutmalısın da zaten eski sevgili... Çünkü dengeleri bozdu bir kere gülüşün... İlk gördüğümde anlamıştım... Güneş ışınlarının sıcaklığı karışmış gülümsemene, bu hayata çok gelen bir yaşama isteği karışmış. Oda tıpkı senin gibi, zamansız ve kuralsız...

Biliyorum unutasın var yaşanmış olan her bir şeyi... Her şeyi öylece bırakıp kaçıp gidesin var... Kendi sorumluluğunu bile başkasına yükleyesin var biliyorum... Çünkü acı çekmek yorucudur... Sevmek yorucudur eski sevgili... Bağlanmak ve korkmadan sahiplenebilmek bir bedeni... Koruyabilmek kendin gibi çok zordur...

Bu yüzden kaçmalısın belki de... Çünkü kim ne derse desin değişmeyeceksin biliyorum... Aldığın veya alacağın bir kararın seni değiştirebileceğine mi inandın?

Bir tane de benden ekle kendine... Ben gördüm çünkü o gülümsemeyi... Işıl ışıldı... Hayat dolu... Kimse söylememiştir belki bunu sana... Her kim olursa olsun karşındaki, gülümse sadece... O kadar içten ki gülümseyişin ısıtacaktır içini... Şimdi hayal kurma zamanı değil... Şimdi gerçekçi olma zamanıdır... Sadece bir kez düşün... Bugüne kadar tüm yaşadıklarını düşün... Hepsi bir şekilde istediğin içindi... Biz sadece mecbur tutulduğumuza inanmak isteriz... Bir suç varsa ortada başkasına yüklemek kolaydır... Oysa ben anlıyorum seni... Zordur gerçekleri görüp kabullenmek... Şimdi sen tüm coşkularını benimle tüketiyorsun... Oysa istediğinin bu olmadığını biliyorum ben...

Şimdi bana diyorsun ya hani unut olan biten her şeyi... Unutmak öğretilmedi bana sevgili... Hep hatırlamak zorundayım neden nefes aldığımı ve hep hatırlamak zorundayım neden yaşadığımı... Çok şey gelip geçti gözlerimden.. Çoğu zaman hayatı biraz daha basitleştirebilmek için çabaladım... Olmadı... Herkesin yaşaması gereken bir hayat olduğuna inanıyorum artık... Aldığımız kararlar onu yönlendirecektir şüphesiz ama asla değiştirmeyecek biliyorum... Şimdi sorumsuz olmak istiyorsun, şimdi hiçbir yük altına girmeden sadece yaşamak... İnanmıyorum sana eski sevgili... Ne kadar inkar edersen et saklayamazsın kendini... (E.E)

Siren Sesi...

Eskiden her 10 Kasım'da aynı saatte bir siren sesi duyulurdu her yerde... Çığlık gibi kulaklarımızdan geçip yüreğimizin içinde çınlardı... Ayağa kalkardık dimdik... Onun aşkıyla büyütüldük hepimiz... Bizim için yaptıklarıyla gururlandık... Neden öldü diye sorgularken ilk kez onun ardından ağladık... Öyle büyüktü ki o sevgi; hiç kimse o olmaya cesaret edemedi şimdiye dek... O zamanlar küçüktük ya hani ona kızardık neden gitti diye... Şimdi büyüdük ya kızamıyorum ona neden gitti diye... Kendime kızgınlığım onun gibi olmayı başaramadım diye... Yıllar geçiyor... Siren sesi kayboldu... Gözyaşları hala akıyor... Asla geri dönmeyecek bir kahramana ağlıyoruz...

hazır mısın?

  Ben isterdim ki güçlü, en güçlü halimle görmeliydin beni. Yanıma gelmeliydin... Tek başıma geçirdiğim o gecelerde, benimle izle isterdim o muhteşem manzarayı... Bende kal isterdim... Benimle ol ve benim yüreğime sığın... O zamanlar gelseydin bene kendini bu kadar çaresiz hissetmezdin eminim... Şarabımızı açar balkona çıkardık... Seninle seyrederdik bütün gece izmiti... Seninle ağlardık... Biz birlikte, o zamanlar yanımda olsan çok gülerdik seninle... Seninle ısıtırdım içimi, doğacak güneşi beklemek yerine... Her köşesini izlediğim izmite değil de sana verirdim tutkun sevdalı kalbimi... Artık kalmadı bunların hiçbiri... Ne bölünmemiş bir manzaran var artık ne de tutku dolu bir yüreğim... Artık kalmadım hiç kimse için... Sana verebileceğim tek şey yarım yamalar bir deniz ve öksüz kalmış bedenim... Ben isterdim ki bana ben bitmeden önce gelebilseydin... Ben isterdim ki yetişebilseydin kalbime... Ama artık izmiti izlemek için çok aydınlık geceler ve tutkulu sevda dolu kalbime ulaşabilmek için çok geç... Ama olsun sen gel yine de... Çünkü öğrendiğim şeyleri sen de öğren isterim... Anladım ki görebildiğin kadar değil hayal edebildiğin kadar büyükmüş her şehir ve anladım ki üzdüğü kadar değil sevip de dağıttığı kadar büyüktür bir kalp... 

                                     Sevip de dağıttığım kalbimin üzmediği insan o kadar çok ki... 
                                     Benimle yaşamaya ve benimle düşlemeye hazır mısın bu kenti?

bir kez olsun yalan söyle

Bir gülümseme miydi , yoksa ilgili bir iki sözcük müydü beni sana çeken? Bilmiyorum. Onca yokluğun içinde bir varlık hissettim. Senin hiç olmayan varlığınmış. Çocukluğumdan kalma. Hayatım boyunca hep benimle baş edebilecek insanları seçtim kendime. Benim zorbalıklarıma göğüs gerecek kadar güçlü olanları. Sen öyle miydin gerçekten? Seni o sanmıştım. Çocukluğumdan bu yana süre gelen o duygu eksikliğinin içinde varlığını hissetmiştim. Bu varlık hayatın bizi buluşturduğu yerde ayaktaydı. Güçlü ve dik. Çoktan razıydım kabullenmeye yokluk içindeki varlığını... Başından anlayamazdım. Bu gece kendime bir kez daha yeni bir sayfa açacağım. Sen hiçbir şey anlamadın henüz nasılsa diye yapacağım bunu. Daha beni tanıyamadın diye. Tek bir şeyi anlaman için açacağım.

İyileşmeye başlayan yaramı kendi tırnaklarınla kazıyıp tekrar kanattığın için nefret ediyorum senden.

Benden kendine platonik bir aşık yarattığın için hiç affetmeyeceğim seni.

Tüm bu nefretin içinde kalbime söz dinletemeyeceğimi biliyorum. Kalbim inatla sana hasret. Kalbim inatla yanında olmak istiyor her an. Tek bir öpüşün bana kattığı mutluluklardan küçük bir parça daha çalmak istiyor kalbim.

Artık kocaman bir hayat var önümüzde. Birlikteyiz sen ben ve diğer tüm hasretler. Birlikte devam edeceğiz ama
her birimiz kendi yaşamı için yaşıyor olacak en çok. Senden uzak durabilmeyi dilerdim. Çünkü dindiremeyeceğimi bildiğim kör bir inatla seviyorum seni ve her gün biraz daha çok alışıyorum gözlerine.

Korkum senden değil kendimden. Korkum çocuk kalıp büyümemek için direnen kalbimden.

Korkum benden daha büyük olan bir sevdadan.

İmkansızım olma ne olur. Ne olur bana beni seviyormuş ve hep sevecekmiş gibi davran. Kalbimdeki umutsuz sevgiyi kurutmanın tek yolu bu.

Elimi tut, gözlerime bak ve bir kez olsun yalan söyle ne olur...