24 Ekim 2011 Pazartesi

Saklı Bombanın Fitilini Çek


Yürüyorum... Tarfi olmayan, anlamsız ve kimsesiz yollara... Ayagımda prangalar... Yüregimde saklı bomba yürüyorum... Fitili çekmek ve uçmak gökyüzüne benim elimde... Geri dönmek ve kurtulmak prangalardan... Hepsi benim elimde biliyorum... Önümde uzun bir yol, yürüyorum... Temiz olduguna inandıgım dünyaya dogru yürüyorum... Ayak bileklerimi acıtıyor prangalar, umursamıyorum... Eminim çünkü... Orada ileride bir ışık gördüm ben, inandım o ışıgın varlıgına... Yanına gitmek zorundayım... Bunu ilk gördügüm an anladım... Oraya varmak ve tadına bakmak o ışıktaki huzurun... Sonsuzluk gibi... O ışık saf, temiz, masum ve özeldi gören insanlar için... Benimle birlikte ışıgın varlıgını gören herkes buna inanırdı... 
Hayat bu kadar zor degildi... 
Ve ben ona ulaşabilir, ona dokunabilirdim...

Yalan Dünyalarda Atar Kalbim


Yalan söyledim... Üstelik bir kez bile düşünmeden...  Yalanın pembeleriyle dolu bir dünya kurdum kendime... Adını Eylül Rüyası koydum... Seçme şansı verilseydi yaşamında neyi seçer ve neyi degistirirdin diye sorulsaydı bana... Cevabım Eylül Rüyası olurdu şüphesiz. Uzun zaman yazamadım, kelimeler hep eksikti sanki... Birşeyler yazacagım ama elim varmıyor gibi... Sebebini bilmiyorum ama içimi acıtıyor. Yapabilecegim hiç birşey kalmamış sanki... En büyük hayalimi gerçekleştirme yolunda emin adımlarla ilerledigimi sanıyorum... Gören olmuyor ki... Hayallerimi yüzdürdügüm pembe denizin rengi bile solmuş...Ne başımı kaldırdıgımda görebilecegim masmavi bir gökyüzü var artık, ne de bakışlarım düştügünde yere yakalayabilecegim sessiz bir gölge...Yalnız ve çaresiz hissediyorum kendimi. Korkularımla yüzleşmenin vakti geldi... Yalan bir dünya kalmadı artık içimde saklayacagım... Sahte sözler ve gülümseyişler soldu... Rüyam kabusa dönüşürken bedenimde sonsuz bir titremeyle uyandım gerçeklige... Katlanılamayacak kadar derin bir acı... Uyandım birden bire vücudum sırılsıklam ter içinde... Sonsuz doyuma ulaşmış gibi hissediyorum kendimi... Kalkıp yüzümü yıkıyorum ve görebiliyorum pembe degil artık dünyam, düşlerim pembe degil... Bu dünya çok gerçek ve bu dünya çok karanlık... Tadına vardım gerçegin ve mutluyum bu mutsuzlukla... Yalana doydum ve susadım gerçek dünyaya... Mutluyum ben burada. Mutluyum bu gerçek dünyada. Bundan böyle hayatımda yalana yer yok... Özgürüm bundan böyle... (CnR)

*Sevilmeyi Unuttturan Adam*


   Birine aşık oldum. Tek istedigim beni biraz olsun sevmesiydi. Durmaksızın bir başkasına olan aşkını anlatırdı bana. Içim yanardı... Kalbim acırdı... Ben seni severdim oysaki. Herşeyi yapmaya hazırdım senin için. Istedigin keşke sadece canım olsaydı. Öyle olsaydı hiç düşünmeden verirdim canımı senin için. Sen teselli istedin. Umutsuz aşkının ateşinden seni koruyabilecek sözler duymaktı tüm istegin.

   Öyle birden bire degil... Öyle aniden degil... Usul usul sevdim seni... Aklımla kalbimin bir türlü birleşemedikleri o noktada sevdim...

  Içimi acıtırdı sevdam... Durmaksızın konuşurdum unutmak için acıları. Inatla kapardım gözlerimi, acıyla kalbime kazıdıgın varlıgına kapardım. Açtıgımda gözlerimin önünden ne yapsam silinmeyen yüzünle karşılaşırdım. Biliyordum, ne zaman sana baksam kader benim için imkansızlıgını beslerdi yüzünde...Yine de bir türlü doymadan izlerdim seni. Senin var olman sadece bir kitap yazdırdı boş kalan ellerime. Kalbimin elleri yumuşacık bekledi seni...

   Biliyorum bir gün sonsuza kadar silecegim seni. Yine de çıkıp kalabalık yollarda haykırırım... Imkansızımsın... Seviyorum seni...

   Keşke bu kadar zor olmasaydı sevdan...

   Şimdi kendime bakıyorum, kalbime, düşünüyorum da; acı çekmek için sevmişim seni... Sonsuza kadar kalbimde yaşatabilmek için. Öyle büyük ki içimdeki bu his; sen bile yaralayamazsın, yıkamazsın, parçalayamazsın içimdeki yerini... Sen bile mahvedemezsin... Yersiz kızgınlıklarım, isyan cümlelerim yersiz. Artık ben bile tarif edemiyorum içimdeki sevgiyi. Artık ben bile anlayamıyorum. Herşeyimi paylaştıgım adam... Sevilmeye dair bir tek umudum olsaydı beki de böyle derin sevemezdim seni... Dokuz yılını verdigin o kız kadar umudum olsaydı...Onun bile adını kirletir diye sevgim utanıyorum kendimden. Gurursuzca, şerefsizce, düşüncesizce ve öyle birden bire degil... Herşeyi bile bile, usul usul sevdim seni...

   Biliyorum gün gelecek ve silinecek yüzün gözlerimden... Kalbim senden sonra biraz daha hissizleşecek... Tıpkı senin gibi... “Ondan başkasıyla olamam.” diyerek kendini umutsuzlugun kollarına bıraktıgın gibi; bırakacagım bedenimi umutsuzlugumun kollarına öyle bir anda...Sevilmeyi unuttugum için... Sana olan aşkımı saklayamadıgım ve içimdeki bu aşka bile layık olamadıgım için... Umutsuzluga bırakacagım kendimi sonsuza dek... Belki şuan tıpkı benim seni sevdigim gibi; beni sevenlere anlatacagım seni ve geçirdigimiz günleri...Kalplerindeki sızıyı bastırarak dinleyecekler beni... Umutsuz aşkımı birkaç teselli sözüyle avuturken göremeyecegim kalplerinin benim aşkımla nasıl da kavruldugunu... Böyle hsatalıklı bir sevda gibi yayılacak herkese varlıgın... Anlatacagım seni ve umutsuz aşkımı... Sana olan susuzlugumu ve nasıl umutsuz oldugumu anlatacagım... Gülümsememle karışacak birkaç damla gözyaşım... Kalbime çökecek sonunda yoklugundaki varlıgın...Çökecek ki öyle aniden, öyle birden bire degil... Usul usul... Acısını, zehrini yavaş yavaş akıtarak kalbime çökecek sevdan... Senden sonra hayatta kalabilen tek parçam silüetim olacak... Insanların asla anlayamayacakları ve göremeyecekleri silüetim...

   Bu korkunç sonu kalbime aşıladıgın için kızamam bile sana üstelik. Hakkım yok... Çünkü benim sana karşı besledigim aşk...

   Şuursuz, bencilce, utançsız ve lekelenen bir sevda halinde büyüyor günden güne...

  Ben bile utanıyorum sevgimden, ben bile korkuyorum bu sevdanın bana yapabileceklerinden...Sen nasıl utanmayacaksın... Sen  nasıl anlayacaksın ki beni... Ben bile anlayamıyorum kendimi... Bana sevilmeyi ögreten de sen ol isterdim. Tıpkı beklentisiz sevmeyi ögrettigin gibi...

   Bana sevilmeyi unutturan adam... Tüm bunlara ragmen; bilinçsizce, şuursuzca, korkakça, utançsızca ve kendime her günbiraz daha fazla acıyarak seviyorum seni...

   Bana sevilmeyi unutturan adam... Beklentisizce seviyorum seni... (US)

6 Ekim 2011 Perşembe

Nereye Gidiyor Bu Kız

Bir gün gelecek ve ben: "İşte şimdi tam da olmak istediğim yerdeyim." diyebileceğim.


Çizdiğim sınırlar öyle geniş ki
Çizdiğim ben öyle derin
Hayallerim o kadar çok ki
Bunlar için çabam da yok ki
Bir yanda mutlu ben
Bir yanda çaresiz , sevgisiz , ümitsiz.
Bir yanda gülen ben 
Bir yanda boşlukta , hevessiz
Neresindeyim hayatın
Neresindeyim kadınlığın
Neresindeyim bu aşkın
Korkuyorum kendimden
Sebepsizim kendimce
Tepkisizim gidenlere
Çelişkim kendi içimde
Neresindeyim ben aslımın
Çizdiğim yollar öyle düzensiz ki
Bindiğim gemi bile yelkensiz
Hayallerim o kadar zor ki
Bunlar için zaman da yok ki


<Aslı>

*GüzeL-ÇirkiN**SaçmA-SapaN*

        Bu güne kadar hep şu soruyu sordum kendime; neden yeteri kadar güzel değilim? Çünkü biraz daha güzel olursam birçok şeyin farklı olacağına inandırdım hep kendimi. Mesela Jensen'la tanışabilecektim. Aslında tek sebebi buydu güzel olmak istememin. Kim ne derse desin o hayatıma girdiğinden beri tutkularım değişti. Gün geçtikçe artan bu isteği nasıl durduracağımı bile bilmiyorum üstelik. Jensen tutkusu yüzünden erkek arkadaşımla bile kavga ettiğim olmuştur. Sanki o benim hayatımın bir gerçeği gibi. Konu Jensen oldumu kendimi kaybediyorum. Tek konuşmak istediğim onun ne kadar karizmatik olduğu ve dudaklarının onca mesafeye rağmen ne kadar davetkar olduğu.

(Kısa bir hayal molası lütfen.)












Ahh... Ahh...

   Ne  yalan söyleyeyim, geçenlerde gördüğüm bir fotoğraf yüzünden bu konuyla ilgili bakış açımı değiştirmek zorunda kaldım. Hepimizin Sawyer olarak tanıdığı şu yakışıklı adamın koluna takıp gezdirdiği, üstüne üstlük "Bebeğim güzel olur mu, yoksa çirkin mi olur?" diye düşünmeden çocuk sahibi olduğu kadını gördüğüm an yıkıldım. Artık neden bu kadar güzelim diye ağlıyorum... Birde kız onu sallamadı diye aşık olmuş. Ee ben sık sık yakışıklı ve ünlü birileriyle karşılaşıyorum. (En son şakşuka'yla karşılaştım ama kendisini hiç görmemiş olmayı tercih ettiğimden bu konuya dahil olmadığını belirtmek istiyorum.) Üstelik karizmam sarsılmasın ya da herkes bana bakıyor diye düşünüp kimse şımarmasın diye onlardan tarafa bile bakmıyorum. Niye kimse bana aşık olmuyor arkadaşım ya. Çok mu güzelim? Yoksa çok mu çirkinim? En kötüsü de tam arada mıyım acaba? Off offf sorularıma cevap bulamıyorum ve her Supernatural  izlediğimde rüyalarımda Jensen'la sevgili olduğumu görüyorum. Hatta burada anlatmak istemediğim binlerce şey. 
          Yeter artık bu işkence bitmeli.

5 Ekim 2011 Çarşamba

Güler Misin?Ağlar Mısın?

   Artık pes diyorum. Tüm garip insanlar beni buluyor sanırım. Sabahtan beri sürekli şoka girmekten kendimi alıkoyamadım. Tamam hepsini baştan anlatmalıyım. Sabah kalktığımda bugün kendimi işe gitmek için pek hazır hissetmediğimi fark ettim. Zaten insan buna kendini neden hazır hissetsin ki. Ama kötü bir gün olacağı daha en başından belliydi. Önce ne giysem diye düşünürken dolabın önünde dakikalar harcadıktan sonra olmadık bir şeyler geçirdim üstüme. Pantolonumun paçasındaki neden ve nasıl olduğunu anlamadığım beyaz beyaz noktacıkları ne yazık ki evden çıktıktan sonra fark ettim. Büyük olasılıkla bir temizlik faciası yaşamış olmalıyım. Bu detaya takılarak zaten kötü başlamış olan günümü daha beter hale getirmemek için kendime söz verdim ve yola devam ettim. Yolda yürürken karşıdan gelen bir kız, bu günün tüm kötülüğünün üzerine görmek istediğim son şey olabilirdi. Tamam giyim makyaj bunların uzmanı değilim. Yani aslında uzman olmaya bir ayak mesafesi kadar yakınım diyebilirim. Terazi kadını olmanın bazı avantajları var tabii. En başta modaya daha düşkün oluyor insan :) Neyse bir şeyi çok iyi bildiğimi söylemesem de bu kadının tam bir facia olduğunu rahatlıkla söyleyebilirim. Üzerine bir hırka giymiş, kumaşından modeline kadar her yanından zevksizlik aksa da bunların hepsinden daha kötü olan bir yanı vardı bu hırkanın. "RENGİ" Ya asla bu renk kıyafet giymedim demem ama, ben bu renk kıyafetleri asla bu şekilde kombine etmem. Şu kadarını söylemeliyim hırkanın beden kısmı cırt bir mor renginde kolları ise fuşya rengindeydi. Yani uzaktan çook uzaktan hatta oturduğunuz yerden bile ben buradayım diyordu resmen. Ama en kötüsü tüm bu detaylar yetmezmiş gibi bu kız bu hırkanın üzerine KIRMIZI hatta KIPKIRMIZI bir ruj sürmüştü. Yani bu kadar berbat bir seçim olamaz resmen kız ben buradayım demek istiyormuş. Oysaki neden kendini bu denli deşifre ettiğini hiç anlamadım.Hayır deşifre edilecek bir yanı olsa neyse. Zaten insan ona ancak bir kez bakabilirdi. Bazen tüm bu gördüklerimden sonra kadın olmak çok utanç verici bir durum olabiliyor. 
   Şimdi gelelim esas olaya tüm bunları unutamayacağımı bilerek ofise geldim. Kendimi motive etme çabasının üst sınırındaydım. İş arkadaşlarımdan biriyle çarpık ilişkiler hakkında saçma bir tartışmaya girdim. Son zamanlarda başkalarının ilişkileriyle kafayı bozmuş durumdayım. "Şimdiki gençler nereye doğru gidiyor böyle" moduna sabah sabah girmemek daha uygun olurdu ama bombanın fitili çekilmişti artık. Muhabbet ikili ilişkiler konusuna geldi mi benden daha uzmanı yok. Ben öyle uzaktan her şeyi çok iyi kontrol edebilirim. Hemen ne doğru ne yanlış söyleyebilirim. Belki tüm bunların sebebi davulun sesinin uzaktan insana hoş gelmesinden kaynaklanabilir. Ama ben yine de bu konuda sürekli bir fikir sahibi olacağım. Her tartışmada bir sevgilin olsun da o zaman görelim seni diyen kendi tabirimle " - kafalı " eksi kafalı insanlardan çok sıkıldım. Bu yüzden ilk ilişkimi tüm bu savunduğum düşüncelerin deneyi olarak heba edeceğime yüzde yüz emin gibiyim. Durum şu ben ikili ilişkilerin insanların hayatını kaplamasının ve kişiye başlı başına bir birey olduğunu unutturma-sının çok yanlış  olduğunu düşünüyorum. Birini sevmek o yanında yokken bile birlikte adım attığını düşünmek gibidir diyebilirsiniz. (Bu sözü de şuan uydurdum) Bende buna katılıyorum evet ne güzel her an varmış gibi bir duygu ama sonuçta o adımı atan sizsiniz ve emin olun o adımı attığınızdan haberi bile yok. Ben her kişinin birazcık özgürlüğe ihtiyacı olduğunu düşünüyorum. Biz tam bunları tartışırken aklıma nefis bir örnek geldi ve hemen atıldım. Bizim şirkette bir tane eleman var ben hayatımda erkek gibi erkek olup da (yani gay olmadığı halde) bu kadar yalaka olan bir erkek daha görmedim. Ama yani bir insan ancak bu kadar sevgilisinin dibinde olabilir. Zaten beraber kaldıklarını söylediğinde benim tepkim direk şu olmuştu.
  - Biz kız arkadaşımla beraber yaşıyoruz biliyor musun?
  - Neden ? Sokakta falan mı kaldı?
Bana göre bir erkek arkadaşla evli bile olmadan önce beraber kalmaktaki tek sebep ihtiyaç durumudur. Yani bir derdin olabilir. Ne bilim geçici bir süre için onunla kalman gerekebilir. (Bu süre tabii ki çok uzamamalı. Yani bir yıl geçici süre kavramının içinde kesinlikle değil bana göre.) Bunun dışında birlikte kalmak bana biraz saçma geliyor açıkçası. Ben bu düşüncelerimi iş arkadaşımın kendisine de söylemiştim zaten ama bugün konusu açılmışken diğer arkadaşıma da onun üzerinden örnek vererek bence olması gerekeni anlattım. Tabii beni anladı aslında olması gerekenin bu olduğunu da kabul etti ama hepsi bu kadar. Kendi hayatına bu fikirleri uygulamayarak neleri kaybettiğinin farkında değildi. Bu bir savaş değil tabii ki ama yine de anlamasını istiyorum karşımdakilerin ne demek istediğimi. Neyse biz tartışmayı sonlandırdık ve yerlerimize oturduk. Bu sırada o geldi. Hani şu sevgilisi ile birlikte yaşayan. Biraz solgun göründüğünü söyleyebilirim. Her zaman tam motive ofise giren ona buna şaka yapan laf sokan adam gitmiş kara kara düşünen ve sonucu olmayan düşüncelerden kurtulmanın bir yolunu bulamadığı için günaydın demeyi bile unutan bir adam haline gelmişti. Sorunun ne olduğunu bilmediğimiz için onu kendi haline bırakmaya karar verdik. Bilgisayarını açtı sanırım biraz bir şeylere bakındı ve daha sonra dün akşam ki maçın özetini izlemeye başladı. Tabi ben her ne kadar bu maç işlerinden pek anlamasam da biraz önce tartışma içinde olduğum adam anladı maç izlediğini ve heyecanla kalkıp yanına gitti.
  -Ee oğlum bu dün akşam ki maç değil mi?
  -Evet o. (Yüzü hala düşük)
  -Bende başka bişi açtın sandım. Süper maçtı dimi?
  -Öyle miydi?
  -Evet abi izlemedin mi?
  -Yok oğlum benim manitanın dizisi varmış onu izledik.
İkimizde o an koptuk. Bu tutumumuz üzerine muhtemelen bize çok kızmıştır. Ama ben haklıydım ve aslında sabahtan beri anlatmak istediğim şey de buydu. 
Bizim çocuğun hali içler acısı artık yakında örgü örmeye de başlar diye düşünüyoruz. Büyük olasılıkla akşam maçı düşünürken gözüne uyku da girmemiştir. Bu hali ve suratsızlığı da tamamen ondan... EE bu adamın bugün çalışması ve pozitif olması gerekiyor ki satış yapabilsin... Artık bu olanları değiştiremeyeceğine göre bugün ki satışlara elveda ve bu ay alacağı prime good bye demek zorunda. Ne yazık...