13 Ekim 2010 Çarşamba

benden kalan son parça...

Hayatta bir tek şeyin varlığına inanarak yaşadım yıllarca… bekleyişler sonsuz gibidir. Bekleyişler ölümsüz. Kimi beklediğimi bilmeden bekledim ben seni. Yıllarca bekledim. İnsan bilir ya hani bir gün o günün geleceğini. Ben bilmeden bekledim. Bir ağacın gölgesinde ağlamaktı çoğu zaman hayatın anlamı. Yada kimsenin olmadığı bir sokakta bağırabilmeyi düşlemekti karanlığa. Neden bu kadar yalnız olduğumu bilememekti seni beklemek. Kalbimin derinliklerine gömdüğüm mutlulukları ara sıra hatırlayıp, sanki bir gün yenileri geleceğinden emin saklamaktı onları herkesten. Bir tek şeyin varlığına inanarak ayakta dimdik durmaktı seni beklemek.
Bir tek içimdeki umuda inandım ben o yıllarda. Hani olur ya; benimdir o umut, bana ait, benden bir parçadır. Umutların, bekleyişlerin, mutlulukların, mutsuzlukların ve en çokta kendimi kanattığım gözyaşlarımın arasında buldum ben seni. Yaralarımı sarmanı bekledim. Beni sevmeni ve bana hatırlatmanı sevginin varlığını.
Kalbimin derinliklerine gömdüm üstü açık yaralarımı. Yıllarca bekledim, biri gelir ve bana yaşamak için, iyileşmek için bir umut getirir diye. Oysa hiç aramadım umudu. Hep derinlerde saklı yaralarımı vurdum yollara. Kendimi kanattım ve bir tek şeyin varlığına inandım.
Hayat çok zor biliyorum. Tutunacak kimsen olmadan yaşamak. Bir sevgiyi, bir dostluğu paylaşamamak hiçbir insanla. Sevgilim bir bilsen ne çok özlemişim birine sıkı sıkı sarılmayı. Bir sevginin kokusunu doldurmayı içime. Ve her gün o kokuyla uyanmayı. Bir bilsen ne çok kırık kalbim. Ne çok incitildim. Ne çok yalnız kaldım. Hayatı kaç kez başa sardım küçücük ellerimle. Kaç kez yeniden başladı yüreğim acılarla savaşmaya. Kaç savaşa girdim, kaç zafer kazandım ve kaç kez ayaklar altına alındı yüreğim. Bu kadar acı vermek zorunda mı hayat diye haykırdım. Kaç gece uykusuz kaldım. Senden çok önce öğrettiler bana hayatı. Varlığını bile bilmeden önce. Ama umudumdun sen benim. Hayata tutunan son parçamdın.
Güçlü ol derler ya hani. Bana kimse söyleyemedi o iki kelimeyi. Çünkü hep güçlü oldum ben. Beni güçsüz göremezlerdi. Çünkü ben hep kendime sakladım ağlama nöbetlerimi. Ben kendimi acıttım yalnızlıkla. Tek başıma bir hayat kurdum kendime. Yalnızlık benim tek sığınağımdı. Kendim olabildiğim tek yerdi evim. Saatlerce pencerede kendimi seyrettim. Konuştum içimdeki susmayan yaralı sesimle. Ona umudu anlattım. ona sevilmeyi anlattım. Ben bile bilmiyorken üstelik. Ona aşkı anlattım. Şimdi yıllar geçti. İçimde aynı yaralı çocuk. Konuşuyorum geceleri. Dün akşam rolleri değiştik. Artık ağlayan benim, bana umudu anlatan içimdeki ses oldu. Şimdi öyle bir yerdeki düşlerim. Korkuyorum çaresizliğime.

Yıllarca içimdeki sesi susturabilmek için ona seni anlatmışım ben. Umut adına, sevilmek adına, aşk adına ne varsa anlattığım hepsi seninmiş meğer. Şimdi kendime kalan son parçamı, içimdeki kanayan sesimi sana armağan ediyorum. Senindir umudumun son parçası, sevilmek adına içimde kalan son teselliler senindir, aşkı bulmak adına sonsuz bekleyişim senindir artık. Al onu benden ve ne olur benim gibi sakla derinlerine. Bir kez daha yenilmek istemiyorum hayata. Bir kez daha kanamasın ne olur kalbim. Her şeyi buldum ben seninle. Bana aşkı yıllar sonra hatırlattın, yıllar sonra kalbime dönüp baktığımda yaralarımın iyileşmeye başladığını görüyorum artık. Benim umudum, benim sevgim, benim aşkım, benim ilacım, benim gözyaşlarım oldun sen. Artık içimde mutsuzluğa yer yok. Ben senden çok önce doldurdum mutsuzluk sınırımı. Biliyordum bir gün geleceğini. Bu yüzden ne kadar incitseler de beni bir tek şeye zarar veremediler. Onurum; yaşama tutunduğumu ve bana güçlü olduğumu hissettiren tek parçamdı benim. Sen varsın artık sevgilim. Benden geriye kalan tek şey sensin şimdi. Şimdi senden tek isteğim bana kalan son şeye zarar vermeden sevmendir beni. Onuruma; yani kendine, yani benden kalan son şeye, yani bana zarar verme ne olur. Çünkü onursuz :) yaşayamam ben.

12 Ekim 2010 Salı

bataklığın karanlık meleği...

Herşeyden önce kişi kendini bilmeli. Öyleyse bataklığın karanlık meleği kimdir, nasıl biridir, nelere güler, neden ağlar ( ya da ne sıklıkla demeliyim ) nelere kızabilir, en çok ne ister. Böyle uzar gider işte bildiklerim...

Bataklığın karanlık meleği yani ben aslında oldukça dengesizim. Bugün bayıldığım bir şeyi yarın elimin tersiyle itebilme ihtimalim %100 'dür diyebilirim. Hayatı çok fazla kafaya takmam bu yüzden umursamaz biriyim. Ama bazı anlar varki çıldırmamak elde değil. Şans diye birşeyin varlığına inamam. Bir şeyler yolundaysa mutlaka benimde bir parmağım vardır. Ama şanssızlığa sonsuz inancım vardır. Oldukça şanssız biri olarak kendimi böyle avuttuğumu söyleyebilirim. ( kaç kişinin başına gelirki ünv.sınavında cvp anahtarına arka sırada oturan çocuğun bütün içindekileri dışarı çıkartması gibi şeyler... ığğğ o anı unutmuş gibiydim... )

Tam bir drama kraliçesiyim, ortada hiçbir sorun yokken aklıma kötü şeyler getirip kendimi ağlatmak gibi özel bir yeteneğe sahibim. Normal hayatımda hat safhada duygusal, karşı cinsle olan ilişkilerimde yüksek dozaj kıskançlık aşısına sahibim. Çok fazla çevrem var ve herkes tarafından sevilen biriyim. Ama sayamadığım kadar az dosta sahibim.( yani hiç demek istedim ) Romantizm düşmanı sayılsamda arada sırada bunuda bekerim. Fazlasına hiç dayanamam o dakika kaçar giderim. En sevdiğim renk kırmızı. En çok mini sahibi olmak isterim ( tabiki kırmızı ) Çok çabuk sinirlenir. Çok yavaş sakinleşirim. Bu yüzden çekilmez olabilirim. Kinci değilim. İntikam bana göre değil. Ama kolay kolay unutmam. Unutmadığımı hatırlatmayı severim. Lüks düşkünü sayılmam ama kaliteli yaşamak isterim. Yazı yazmayı çok severim ama en çok acı çektiğimde güzel yazabilirim... Bu yüzden ilham için sürekli sevgilime beni terketmesini tembihlemeliyim...

Sonuç olarak  ben benim.
En önemlisi de Bataklığın Karanlık Tarafından Kendine Özel Loca Ayırtmış Bir Meleğim...

"şakacı"

Güler, gülümser bir şakacı...
Güldürür, düşündürür...
Arada - bir durur, gözleri dolar...
Neler söyler, neler susar...
Yoksa, çok acı bir şakayı
Şakadan da olsa...
Çok yalın bir karanlığamı saklar...
Oynadığı oyunsa,
Yaşamda oynadığı,
Oyunu mu yaşar...
Oyunda yaşadığı,
Yaşamını mı oynar...
Yaşarcasına, oynarcasına...
Öyküler anlatır olmuşçasına...
Sonunu mutlu bağlar...
Gider evinde ağlar...